Kimseye Ulaşmayan Fotojurnalizm

A. Murat Eren tarafından Dünya Ülkeleri, Fotoğraf, Savaş ile işaretlenerek gönderildi (23 Ocak 2009)

Takip ettiğim günlüklerden birisi olan Magnum günlüğü‘nde Alessandra Sanguinetti’nin, İsrail’in Gazze’ye girmesine ilişkin bir The New York Times haberinde kullanılan fotoğraf ile ilgili “Editöryal Sorumluluk” değerini sorgulayan bir yazısına rastladım. Tahmin ettiğiniz gibi NYT en gözde ve en çok okunan gazetelerden birisi Amerika’da. Dolayısıyla yaptığı haberlerle kamuoyu vicdanı üzerinde büyük etkisi var. Savaşı anlatan, kimilerine göre muazzam derecede İsrail taraflısı haberinde kullandığı ve Sanguinetti’yi olan biteni sorgulamaya iten fotoğraf bu: (Okumaya Devam Et)

Nuri Bilge Ceylan, Sinematografi, Fotoğraf

A. Murat Eren tarafından Fotoğraf, Sanat, Sinema, Türkiye ile işaretlenerek gönderildi (28 Mayıs 2008)

“Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” (Okumaya Devam Et)

“Ya settar ya gaffar “

Ali Işıngör tarafından Dünya Ülkeleri, Fotoğraf, Kültür ile işaretlenerek gönderildi (2 Temmuz 2006)

Müzikte Hi-Fi, Fotoda No-Fi

Erkan Tekman tarafından Fotoğraf, Kültür ile işaretlenerek gönderildi (18 Mayıs 2006)

Geçen haftasonu tüm Pardus ekibi olarak 5. Linux Şenliği‘ndeydik, Ankara’da. Ben de sevgili Barış Metin gibi tembellik yaparak sunum vb. işlerinden uzak durmaya çalıştım, hatta bir tehlikeyi Barış’ı kurban ederek savuşturabildim. Yalnızca bir panelde 15-20 dk’lık bir yerim vardı, onu da işkembe-i kübradan hallettik. Ama son gün Barış’ın (Tembel) Fotoğrafçı Penguenin Alet Çantası seminerinden devşirme paneline konuşmacı olarak bulaşmaktan kurtulamadım. Beni, sağolsunlar, “tarihin derinliklerinde fotoğraf işi nasıl yapılırdı” bağlamında konu mankenliği yapmak üzere davet etmişlerdi panele. Ben de beklentilerini boşa çıkarmayarak agrandizörlerden filan bahsettim ve netekim konuşma sırasında “körük” sözcüğünü kullandım. (Okumaya Devam Et)

Zavallı (Kimi) Kent Ağaçları

Erkan Tekman tarafından Fotoğraf, Hayat, Kültür ile işaretlenerek gönderildi (27 Nisan 2006)

Bahar, doğanın (yeniden-)canlanışı demek, tam bir rönesans… Özellikle İstanbul’da baharın adımlarını ağaçlara bakarak izlemek ne güzel. Önce, özellikle Adalar’da, mimozalar haberini verir yaklaşan baharın. Hafta sonlarında Bostancı meydanında ellerinde sapsarı mimoza demetleri ile dolmuşlara ya da trene seğirten insanlar görünce kafanızı kaldırıp mevsimi algılama gereksinimi duyarsınız. Daha Şubat’tır oysa, havalar soğuk, günler kısa… Ama hayır, aslında bahar geliyor, kabuğunu kırmak üzere. Az kaldı… (Okumaya Devam Et)

Zavallı Kent Kuşları

Erkan Tekman tarafından Fotoğraf, Hayat ile işaretlenerek gönderildi (27 Şubat 2006)

Yakın zamanda İstiklal Caddesi’ne yolunuz düştü mü bilemem. Ama düştüyse Fransız Kültür Merkezi’nin önünden geçerken kulağınıza kuş sesleri çarpmıştır mutlaka. Çocukluğumuzdan bildiğimiz, hani şu meşhur “ovalara yayılan” kuş seslerinden bahsetmiyorum. Bunlar resmen çığlık, hatta feryat! Ya sayılarının çokluğundan öyleymiş gibi geliyor, ya da gerçekten zavallı kent kuşları onlara reva gördüğümüz eziyeti çığlık çığlığa protesto ediyorlar. Sanki “Ne oldu da, yol boyunca, ufak ve tefek de olsa, bizlere birer sığınak oluşturan şu cüce ağaçları yok ettiniz? Şimdi de sığamıyorsunuz caddelere, bize ettiğinizle kaldınız…” diyorlar. Kuşlar mutsuz, çığlıklarını duyabiliyor musunuz? (Okumaya Devam Et)

Ömer Usta

A. Murat Eren tarafından Fotoğraf, Hayat, Sanat ile işaretlenerek gönderildi (20 Şubat 2006)
İnanın, Çanakkale Türkiye’nin en enteresan şehirlerinden birisidir. Birbirine en uzak iki noktasını yürüyerek katetmenin bir saatten fazla sürmeyeceği bir şehir için belirlenebilecek enteresanlık haddini ziyadesi ile aşmıştır. Çanakkale ile ilgili bahsedilecek çok şey olmasına rağmen ben içindeki küçücük bir binaya yoğunlaşacağım. Yalıhanı’na.
Çanakkale’nin ilk yapılarından birisi olan bu han içi sürprizlerle dolu bir kutu gibidir. Bir gün gittiğinizde yabancı akademisyenlerin de katıldığı, Hawking’in "Large Scale Structure of Space Time"ı üzerine 5 saatlik bir tartışmaya da denk gelebilirsiniz, bir bas gitar ve bir elektrik gitar ile caz çalan insanlara da. Kışın arnavut kaldırımı zeminli avlusunda yakılan koca ateşin yanına bir sandalye çekip sıcak şarabınızı yudumlayabilir, yazın neredeyse üstünü bir çatı gibi örten mor salkımın serinliği altında yerdeki taşları sayabilirsiniz. Kenan Evren’in resme heves sarmasına neden olan ressamın üzüntüsünü kendi ağzından dinleyebilir ya da bazı kabullerinizi gözden geçirmenize neden olabilecek bir arkeoloji seminerine denk gelebilirsiniz. Hatta eğer yeterince şanslı iseniz bir görünüp bir kaybolan, ve artık kendisinden haber alınamayan Madam Brigitte ile karşılaşıverir, 7 santimlik tırnakları, üzerinden hiç çıkarmadığı kirli, artık siyaha çalan kırmızı gece elbisesi, yer çekiminin cazibesine karşı koyma konusunda amansızca savaşan ve bir zamanlar sarı olduğu belli olan seyrek saçları ile ısmarladığınız çayı içişini izlersiniz.Fakat bunların hiç birisi sizi hanın girişinin hemen solunda kalan minicik odasının içinde sürekli çalışan Ömer Usta’nın çıkardığı işler kadar şaşırtamaz sanırım. (Okumaya Devam Et)

Dünyanın en güzel ailesi

Ali Işıngör tarafından Fotoğraf, Hayat, Türkiye ile işaretlenerek gönderildi (11 Şubat 2006)


İyi bakın bu resme. Bu resim, dünyanın tek yaşlanmayan ailesine aittir… (Okumaya Devam Et)

Sıradışı Oyuncak Bebekler (3)

B. Duygu Özpolat tarafından Fotoğraf, Hayat, Kültür, Sanat ile işaretlenerek gönderildi (1 Aralık 2005)

Üçüncü bölüm – Canlı bir Hans Bellmer Bebeği: Vera Little (Okumaya Devam Et)

Sıradışı Oyuncak Bebekler (2)

B. Duygu Özpolat tarafından Fotoğraf, Hayat, Kültür, Sanat ile işaretlenerek gönderildi (20 Kasım 2005)

İkinci bölüm – Pygmalion Atölyesi: Japon Bebekleri

Evvel zaman içinde Pygmalion adında Kıbrıs’lı bir kral vardı. Aynı zamanda çok yetenekli bir heykeltraş olan bu kral, kadınlar tarafından öyle çok hayal kırıklığına uğratılmıştı ki, onlardan uzak durmaya ve hiç evlenmemeye karar verdi. Kral Pygmalion birgün, fildişinden bir kadın heykeli yaptı ve ona aşık oldu. Bu heykel, yaşayan hiçbir kadının güzelliğiyle kıyaslanamayacak kadar göz alıcı bir güzelliğe sahipti. Kral kimi zaman kendisine onun sadece bir heykel olduğunu, cansız olduğunu hatırlatmak zorunda kalıyordu. Zaman içinde heykele güzel takılar, değerli taşlar vermeye, ona güzel kıyafetler giydirmeye başladı. Gece onu yumuşak yataklara yatırıp rahat ettirdi. Kral heykele öyle aşıktı ki tanrılara bu heykeli canlandırmaları için yalvardı. Onun bu yakarışlarını gören Afrodit, biraz da heykel kendisine benzediği için narsist duyguları okşandığından, onu canlandırmaya karar verdi. Böylece Kral Pygmalion hayallerinin kadınına kavuştu. Evlenip sonsuza dek mutlu yaşadılar. (Okumaya Devam Et)

Sonraki sayfa »