Ülkeler, Armaları ve Türkiye

A. Murat Eren tarafından Kültür, Türkiye, Dünya Ülkeleri, Tarih ile işaretlenerek gönderildi (9 August 2007)

Söze başlamadan önce Türkiye’nin armasını koyayım şuraya da, yazının devamını okurken aklınızın bir kenarında hep bu arma dursun:

Ülke armaları her ülkenin sahip olduğu, bayrağından sonra ülkenin ikinci bir görsel materyali niteliğinde kullandığı amblemler aslında. Görsel materyal niteliğinde kullanıldığı noktalardan birisine örnek olarak pasaportlar verilebilir mesela, büyük çoğunlukla ülke armaları o ülkeye ait pasaportun ön kapağında yer alıyor (zaten bu arma mevzusunun kafama takılması Kanada’lı bir arkadaşımın pasaportunun talihsiz bir şekilde benimkinin yanında peydah olması ile başladı. Her neyse).

Wikipedia’ya göre armalar Avrupa geleneğinde bir kişiye ya da gruba ait olacak şekilde dizayn edilmiş ve çeşitli şekillerde kullanılan tanıtıcı materyallermiş. Avrupa’nın bu kadim geleneği artık Avrupa ile sınırlı olmadığı gibi sadece bireyler ve grupları tanımlamak için de kullanılmıyor. İş ciddiye binmiş, bir iki ülke dışında kalan her ülkenin bir arması var.

Avrupa ülkelerinin bazılarının armaları şöyle örneğin:

Bence hepsi birbirinden güzel, birbirinden afilli. Tamam, bu ülkeler Avrupa’da, bilim, sanat, estetik, rönesans, papa, filan falan. Dünya gezegeninin başka bir kıtasına gidelim, mesela Afrika’ya. Bakalım onların armaları nasılmış:

Her bir arma ülkeye dair öğelerle süslenmiş, insan neanderthal hislere bürünüp kıskanıyor. Asya tarafına doğru yollanalım, Türki cumhuriyetlere bakalım mesela, belki içimize su serpecek, bizimkine eşdeğer güzellikte bir arma o taraflardan çıkar:

Çıkmıyor. Bu böyle gidiyor (Amerika kıtasından ümitleniyorsanız diye söyleyeyim dedim. Hele Avusturalya’nın armasına bakmayı aklınızdan bile geçirmeyin). Türkiye’nin arması kadar baştan savma bir arma bulurum diyorsanız bütün ülke armaları burada, buyrun bakın.

Bu toprakların Osmanlı dedelerinin kabul ettiği armanın nasıl olduğunu bilmeyen var mıdır bilemiyorum ama şöyle şurada dursun o da her ihtimale karşı:

Türkiye arma konusuna hiç ehemmiyet göstermemiş demek doğru olmaz. 1925′te ülkenin armasının belirlenmesi için Milli Eğitim Bakanlığı, o zamanki adı ile Maarif Vekaleti, bir yarışma düzenlenmiş ve Namık İsmail Bey içerisinde bir Bozkurt figürüne yer verdiği aşağıdaki arma ile birinciliği kazanmış. Lakin bu arma hiç bir zaman resmi olarak onaylanmamış (isabet olmuş gibi görünse de şu ankine tercih edilebilir bence):

Şu anki arma da “resmi” bir arma olmamasına rağmen kamu kurumları ve resmi daireler tarafından kullanılıyor. Birisi de çıkıp “Word’de oval çizip içine de Türkiye Cumhuriyeti yazmakla arma mı olur yahu” demiyor.. Anlamak mümkün değil.

'Ülkeler, Armaları ve Türkiye' yazısına 56 tane yanıt gönderilmiş

RSS ile yorumları takip edebilirsiniz.

  1. Gürer, 9 August 2007 tarihinde saat tam 20:13 iken şöyle buyurmuş:

    Japonyanınki de biraz uyduruk olmuş sanki? Oysa [1] deki gibi bir şey kullanmalarını beklerdim.

    Konuya teğet geçen Ankara’nın amblemi [2] var bir de.

    [1] http://cekirdek.pardus.org.tr/~gurer/arma.jpg

    [2] http://bigumigu.com/haber.asp?hid=1487

    'Gürer' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (5 taneler).
  2. A. Murat Eren, 9 August 2007 tarihinde saat tam 20:32 iken şöyle buyurmuş:

    Japonyanınki de biraz uyduruk olmuş sanki? Oysa [1] deki gibi bir şey kullanmalarını beklerdim.

    Kesinlikle linkini verdiğin arma daha bir yaraşırmış. Ama şu anki armalarına bakınca “siz görmüyonuz ama biz bu şemsiyenin altında neler çeviriyoruz” ipucunu aldım ben (hemen japon günlük yaşam belgeseli gelir aklıma böyle durumlarda).

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  3. B. Duygu Özpolat, 9 August 2007 tarihinde saat tam 23:20 iken şöyle buyurmuş:

    Efenim ben de Japonya’nınkini görünce - samuray, katana, naruto filan beklerken - biraz hayal kırıklığına uğradım önce, ama sonra Japonya’nın “minimalizm”e gönül vermiş bir ülke olduğunu hatırladım. :) Evet dedim, Meren Bey’in dediği gibi ne manalar saklı kim bilir.

    En azından Word’de oval çizip yazı yamultmayı yeni öğrenmiş, ve çevresindekilerin cahilliğine oranlayınca bir bok yaptığını sanan bir zevksizin elinden çıkmadığı belli.

    Acıklı olan, bir ihtimal eskiyi hatırlatır, Osmanlı’yı sembolize eder de birileri canım cumhuriyetten mazallah hain bir imparatorluk kuruverir korkusu ile “olabildiğince uzağa kaçma” mantığı yürütülmüş adeta. Bu kadar ruhsuz mu olunur? Bence Osmanlı armasının ortasındaki “psimilla” gibi görünen kısım kalksın, yerine kırmızı al bayrak “copy paste” edilsin.

    İstanbul’da geçen sene - Sultanahmet’teydi galiba - Mehteran Takımı gösterisi izlemiştik. Ben cumhuriyeti yıkıp yerine imparatorluk kurmak gibi bir gaza geliş yaşadığımı hatırlamıyorum. Tek hissettiğim “aaa ne güzel bunlar bizim kültürümüz” idi.

    Bu da böyle bir anımdır.

    'B. Duygu Özpolat' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (50 taneler).
  4. burguç, 10 August 2007 tarihinde saat tam 12:39 iken şöyle buyurmuş:

    he valla

  5. Selj, 10 August 2007 tarihinde saat tam 17:17 iken şöyle buyurmuş:

    İlk bakışta beğendiklerim arasında Tayvan, Etiyopya, Almanya, Iran, Japonya var.

    Armaların çoğunda bulunan ordu, din, kraliyet sembollerini göz önünde bulundurursak, hele bir de neredeyse tamamının göz acıtıcı derecede klişe yapılarını da hesaba katarsak, feodal Avrupa özentisi armaların yanında bizimkinin sadeliği ve soyutluğu kesinlikle çok daha başarılı. Elbette harf dizimi ve ölçüler açısından sorunları da yok değil, dahası “Yurtta Barış, Dünyada Barış” gibi bir söze de yer verebilirmiş, veya Cumhuriyetin 75. yılından beri kullanılan ‘yamuk’ ay-yıldız da iyi bir öğe olabilirmiş.

    İllaki resmi bir arma arıyorsak, Cumhurbaşkanlığı Forsu çok iyi bir aday olabilir. Sembolizmse sembolizm; ‘Büyük Türk İmparatorluklarını’ temsil ettiği iddia edilir (’Osmanlı nostaljisi’ içinde olanlara duyurulur, gerçi bu sefer de Pantürkizm diye eleştiri gelecektir şüphesiz).

    'Selj' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  6. kimse, 10 August 2007 tarihinde saat tam 20:27 iken şöyle buyurmuş:

    Siz mevzuyu kaçırmışsınız Sn. Selj. Neyi neyle kıyaslıyorsunuz? Türkiye’nin resmi bir arması bile yok ki. Feodal Avrupa özentisi ülkelerin en azından resmi armaları var (Feodal olmayan Avrupa özentisi olan ülkelerin, hatta feodal olup Avrupa özentisi olmayan ve hatta feodal olmayıp Avrupa özentisi olan ülkelerin de armaları var). Öte yandan eminim bu armayı tasarlayan her kimse diğer bütün armalara bakıp “sadeliği ve soyutluğu ön plana çıkaran bir şey tasarlayayım, feodal Avrupa özentisi armalar ne kadar da göz acıtıcı ve klişe” demiştir.

    Bence, yüksek olasılıkla bir memur tarafından alelacele tasarlanmış olan ve fakat herkes tarafından da kullanılan bu gayri-resmi arma bir ülke hakkında en fazla bilgiyi barındıran armalardan bir tanesi. Sadeliği, soyutluğu filan bunların yanında ön plana çıkarmaya değmeyecek özellikleri.

    1 - Baştan savma iş yapmayı pek iyi biliriz; baştan savma iş yapıldığına şahit olup bununla barışık yaşamayı da pek iyi biliriz.
    2 - Kendimizi estetik yollarla anlatmayı pek beceremeyiz, birazcık kaba sabayız.
    3 - Birimiz de çıkıp bu ülkenin neden resmi bir arması yok diye sormayız. Vatan millet bayrak konularında bol laf yapsak da aslında azıcık vurdum duymayız.

    Mesela azıcık sembolizm bilgisi ile Belarus’un armasına baktığımda (ilk gözüme Belarus çarptı -> http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Coat_of_arms_of_Belarus.svg), o armanın şunları anlattığını okuyabiliyorum: “İnsanlarımızın varlıkları ve umutları askeri gücümüz, bağlılığımız ve sevgimiz ile korunacak. Kutsal iyiliğin şemsiyesi altında dünyevi amaçlar için çalışacağız”. İnsan bilince gözü filan da pek acımıyor.

  7. B. Duygu Özpolat, 10 August 2007 tarihinde saat tam 20:53 iken şöyle buyurmuş:

    Yahu soyutlukla ne alakası var bu armanın. “Soyut” (yani gavurcası abstract) sanat hakkında bilgi edinmeniz gerektiğini düşünüyorum, bu kelimeyi bu arma için kullandığınıza göre.

    Japonya’nın arması soyut mesela. İlk bakışta ne olduğu anlaşılmıyor, fakat üzerinde çeşitli spekülasyonlar yapılabilir. Meren’in dediği gibi bir şemsiye olabilir, ben sarı bir çiçek olduğunu iddia edebilirim, ama gerçekte Japon mitolojisinde “bilmem ne”dir, ünlü bir imparatorun katanasının sapıdır, hatta bütün bunların hepsini sembolize etsin diye böyle soyutlanmıştır falan filan.

    Soyut, bayraktan oval parça kesip “rotate” ettikten sonra üzerine yazı yazmak değildir. Bir önceki yorumda “kimse”nin sıraladığı üç madde durumu gayet güzel özetliyor malesef.

    'B. Duygu Özpolat' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (50 taneler).
  8. Murat Ağalday, 10 August 2007 tarihinde saat tam 22:27 iken şöyle buyurmuş:

    Kimse ise hiç bir şey de söylememiştir diye vitesi sofistiğe atıp rampaya vurduğum randımanda inebilirim rampadan da (rumpada rumpada ) öyle yapmayacağım. Kimse beyefendi/hanımefendi nin saydığı 3 maddeye pek katılmıyorum bence sanattan ve itinadan fazlası ile anlayan insanlar var bu ülkede , hatta değerlendirilen grup, sanatın “grand master ” noktasında olup ta işi bildiği için işe gitmeyen kesimidir bu duygu tomurcuğu , sanat pınarı dimemleketin.

    Bana kalırsa armaların ne anlatmak istediklerinden ziyade alayışları çok hoş. Her biri çok usta ellerden , usta gözlerden çıkmış. Arif , mahir adamlarmış doğrusu tebrik , takdir bir arada.

    Sadet: Arçelik’in züttürük bir logosu var (efendim Arçelik dünya markası olmaya karar verince , Dünyaca ünlü bir firmaya bilmem kaç milyon $ verip o düdük logoyu tasarlattı) hani şu demir profilinin kesiti imiş. Bizim devlette önünde sonunda resmi bir arma tasarlattırmaya karar verir , gider ingilizin birine bilmem kaç milyon $ verir. Sora da o beğenmediğiniz armanın aynısının kenarları biraz yeşillendirilmiş yok efendim iki kenarına minare giydirilmiş , kılıfı uydurulmuş beter bir logo yaptırır. (O siirt canavarı jetfadıl da araba yapıyoz deyip bi ingiliz tasarımını satın almıştı ne varsa bu ingilizlerde Murat Günak gibi değerler varken). Şimdi bıyığınızı çekiştirdiğiniz , dudağınızı büzdüğünüz bu gayri-resmi armayı (hayret+ 2 büyük pilli fener) ile ararken saçınızı başınızı yolarak bir daha olimpiyat izlememe andları dizersiniz karşılıklı. Neşe olur, güleriz. Aman efendim burası Türkiye ! herşeyin her an daha kötüsü olması ihtimali ile karşı karşıyayız. Eheheh şeklinde yansıyorum ben bu konuda..

    Saygılarımla.

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  9. Murat Ağalday, 10 August 2007 tarihinde saat tam 22:38 iken şöyle buyurmuş:

    Bu arada Sn. B. Duygu Özpolat haklı “Kikka Monshō” krizantem çiçeğinden illümine . Şuradan uydurdum : [[http://en.wikipedia.org/wiki/Imperial_Seal_of_Japan]]

    Saygı baki.

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  10. Murat Ağalday, 10 August 2007 tarihinde saat tam 23:17 iken şöyle buyurmuş:

    Son bir şey daha (çok konuştum ama )

    “…(hayret+ 2 büyük pilli fener) ile ararken…”

    Piller varta olacak. Varta’nın bizim dilimizdeki anlamıda yer yer zihinlerde rotate ettirilecek.

    Hala baki.

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  11. A. Murat Eren, 11 August 2007 tarihinde saat tam 00:24 iken şöyle buyurmuş:

    bence sanattan ve itinadan fazlası ile anlayan insanlar var bu ülkede , hatta değerlendirilen grup, sanatın “grand master ” noktasında olup ta işi bildiği için işe gitmeyen kesimidir bu duygu tomurcuğu , sanat pınarı dimemleketin

    :)

    Kesinlikle katılıyorum efendim. Bizim ülkede grand master’lar böyle geri planda durdukça gözümüzün önündeki şeyler hep kıymet bilmez ellerden çıkıyor zaten. Hoş onlara da “öne çıkın gardaşlar” desek bin ah işitiriz muhakkak.

    Yine de ben bir üniversitenin güzel sanatlar bölüm başkanı filan olsam, ayarlarım bir güzel jüri bir de şöyle üniversiteler arası bir yarışma, “yapın gençler görelim” derim. Sonra da takarım rektörcüğümü koluma, bulurum bir millet vekili, “hocam bakın bunlar bunlar var, şu arma işine bir el atsa meclis” derim.

    Çünkü gerçekten bu ülkenin çok bilmişlerine kalırsa İngiltere’den bir tasarım firması anamızdan ithal ettiğimizi burnumuzdan ihraç edebilir hakikaten.

    Yok mu bu arma işi neden yıllardır böyle kalmış doğrusunu bilen? Vardır kesin bunun bir hikayesi..

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  12. A. Murat Eren, 11 August 2007 tarihinde saat tam 00:26 iken şöyle buyurmuş:

    Osmanlı’nın arması da amma heybetli be kardeşim…

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  13. Erkan Tekman, 11 August 2007 tarihinde saat tam 01:44 iken şöyle buyurmuş:

    Dün bir yorum yazdım, sonra yanlış tuşa bastım, uçtu gitti… “İlahi işaret” dedim, yeniden yazmamaya karar verdim. Ama bugün ortalık şenlenince, özellikle Selj birader/bacının yorumunu okuyunca “Bir kez daha deneyeyim” dedim. Oldu, oldu; olmadı, benden günah gitti…

    Ben daha günümüze yakın, sade tasarımları beğendim. En başta Almanya, sonrasında İsviçre, biraz İran, efendime söyleyeyim -bazı- eski Yugoslavya cumhuriyetleri (Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya), sonra Slovakya. Biraz süslülere bulaşırsak İsrail, Yunanistan, Arnavutluk ve Mısır. Buna karşın sadelikte öne çıkan Tayvan ve Etiyopya mide bulandırıcı geldi…

    Süslü armalar bir Ephrahim Kishon öyküsündeki büyük teyzenin (?) armağan ettiği dev tabloyu anımsattı bana… Hani bir kenarında Musa’nın Kızıldeniz’i yardığı, öte yanda ise Özgürlük Abidesi ve New York gökdelenlerinin göründüğü dev tablo… Ne ararsan var! Tam bir kiç şölen. Osmanlı arması tam bunlardan, Her an o kalabalığın ardından hayli beklenmedik birşeyin (bir ünikorn, yarı çıplak -ve her zaman gayrımüslim- bir prenses ile haşmetli -ve yine yarı çıplak- bir Paşa, Fatih’in Konstantinapolis kuşatmasında kullandığı toplar -ne onlar zaten var mı?-, …) Eskiden belki iş görürmüş, ama şimdi malzeme israfı yalnızca…

    Bu süslülerde ilginç sürprizler ve hayal kırıklıkları da yok değil! Mesela Avusturya armasındaki orak, çekiç ve kırık zincir insanda “Ne, hadi canım! Şu Avusturyalılar mı? Yok canım!” hali uyandırıyorlar. Ama açıklama bambaşka :-( Ya da İtalyan armasındaki yıldız ile dişliye bakıp “Yaşasın İtalya Komünist Partisi! Ali, limonçelloları hazırla!” diye höykürmek geliyor insanın içinde… Maalesef, o da yanlış alarm…

    Bu arma işlerine 20 küsur yıl önce Bilkent Üniversitesi’nin ilk zamanlarında bir dalmıştık. Bilkent arması, tam bir tasarım kepazeliğidir. Hele ortasındaki Veritas lafının nereden araklandığı (ve-ri-tas) düşünüldüğünde. Hele Bilkent’n iki vadi solunda ve bir vadi sağındaki iki üniversitenin harika amblemleri (tamam, bunlar arma değil, daha çok logo) düşünüldüğünde! Hele hele bu üniversitelerden teknik olanının ambleminin nasıl da teknik ayrıntıları ile tarif edildiği (ne de olsa mühendisler), diğerinin ambleminin -Bilkent’in de kurucusu Hocabey’in talimatı ile bir hekim tarafından- çizilişinin nasıl güzel hikaye edildiği görüldüğünde… Tabii iyi tasarımcı ve sade tasarımla her zaman iyi sonuç çıkacak diye birşey yok, bakınız İstanbul’un en doğudaki üniversitesinin logosuna!

    Sade olmalı, sade olmalı… Ama mevcut TC arması kadar değil be yahu! Bu armayı Konsolosluklarda bayrak direklerinin önünde gerçekten bir shield gibi kullanılırken gördüğümü anımsıyorum. O zamanlar fazla bir mana vermemiştim, şimdi de veremedim. Kimse de verememiş ki resmi olarak arma dahi değil galiba…

    Evet, TC’ye yeni bir arma lazım… Evet, “soyut” ve dahi sade olsun… Evet, heybetli de olsun…

    'Erkan Tekman' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (70 taneler).
  14. Murat Ağalday, 11 August 2007 tarihinde saat tam 01:46 iken şöyle buyurmuş:

    Valla ottoman konusuna katılılyorum ve fakat ve lakin tuğranın olduğu yere şöyle bir afgan gümüşü renginde ay-yıldız oturtmak sureti ile mi yoksa “”"“psimilla””"” panoramasını kaldırma sureti ile mi (Zira ben paint’te silerek kaldırdım güzel oldu) ya da başka şeytani,masonik , tanrısal, efsanevi , etc. materyallerin desteği ile mi bezemeli bilemiyorum.
    Biraz çorbaya tükürmek olacak ama ; Osmanlı’da da çok fazla materyal yok mu ? Efendim piştovundan tutunuz yok efendim kitabına , terazisine , sadakına , kavuğuna…. Pratikte kullanışsız görünüyor her ne kadar Washington bilmemne obeliskinde bile bir koyası olsa da .

    Saygılar.

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  15. Ali Işıngör, 11 August 2007 tarihinde saat tam 13:38 iken şöyle buyurmuş:

    Öhöm…

    İtalyan Komünist Partisi adına sanırım bir açıklama yapmam gerekiyor: İkinci Dünya Savaşı sonrasında yoğun bir komünizm ve “partigiani” etkisinde olan İtalya’da sadece devlet arması değil, anayasanın bizzat kendisi de “Bella Ciao” şarkısı eşliğinde, arada kırmızı şarap şişesinden birer fırt çekilerek yazılıp çizilmiştir.

    İtalyan anayasasının o günden bugüne değişmeyen birinci maddesi şöyledir: “İtalyan Cumhuriyeti emek ilkesinin üzerine kurulmuş, demokratik bir cumhuriyettir. İktidar halka aittir, kanunlar ve anayasa içinde tanımını bulur.”

    Paolo Paschetto isimli az biraz komünist sanatçı tarafından çizilen armada yer alan dişli emeği, yıldız Risorgimento İtalya’sını, zeytin dalı barışı, çınar dalı ise köklü tarihi tarif eder.

    İtalyan devletinin arması için yarışmada 650 kadar öneri arasından finale kalan son iki çalışma arasından -sonradan yapılan bazı düzeltmelerle birlikte- bu arma seçilmiştir. Diğer finalisti mi görmek istiyorsunuz? Onda komünistlik kokusu daha da fazladır :)

    İtalyan Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinden son ikiye kalan diğer armayı görmek mümkün: http://www.quirinale.it/simboli/emblema/immagini/bozzetti.htm

    Limoncelloları içmeye bekleriz efendim…

    'Ali Işıngör' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (140 taneler).
  16. Murat Ağalday, 11 August 2007 tarihinde saat tam 20:49 iken şöyle buyurmuş:

    ” Bizim ülkede grand master’lar böyle geri planda durdukça gözümüzün önündeki şeyler hep kıymet bilmez ellerden çıkıyor zaten. Hoş onlara da “öne çıkın gardaşlar” desek bin ah işitiriz muhakkak.”

    “Bu memleketin ilgilileri bilgisiz , bilgilileri ilgisizdir” Sakallı Celal.

    Bu arada nerede bu cüce yahu?

    Saygılar.

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  17. gkmngrgn, 12 August 2007 tarihinde saat tam 01:47 iken şöyle buyurmuş:

    İlk olarak şunu söyleyeyim, sayın Ali Bey’in İtalya ve içki tutkusunu an itibariyle çözmüş bulunmaktayım :-)

    Konuya gelince, sayın Murat Eren’in bu araştırması çok hoşuma gitti, ayrıca tebrik ederim. İşin doğrusu lise yıllarımı anımsayarak bazı kişilerin söylemlerini hatırlıyorum: “Siz 20 yıldır okudunuz da ne oldu?”

    Evet, ne oldu? Bir öğretmen gelip de bizim bir arma araştırması yapmamızı istedi mi? Elbette genel olarak konuşuyorum; ama çoğunlukla araştırmadan yoksun bırakılıp önümüzdeki ders kitaplarıyla meşgul olduk.

    Denilecek ki, “Bir arma meselesi öğrensen ne olur, öğrenmesen ne olur?”. E biz 20 yıl okuduk da ne öğrendik? Bence böyle ufak tefek araştırmalarla tarih bilgimiz daha bir pekişebilirdi.

    Osmanlı armasını görene kadar şu daha güzel, bu daha güzel diyordum da, onu görünce resmen hayran kaldım (sanki daha önce hiç görmemişim gibi yazdım..).

    'gkmngrgn' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (4 taneler).
  18. Tester06, 12 August 2007 tarihinde saat tam 15:03 iken şöyle buyurmuş:

    Merhaba,

    Sanırım bu bozkurt figürü olan arma çok uygunsuz ve taraf tutan bir arma olurdu. İyi ki de gündeme gelmemiş akıl işide değil bence. Şimdiki ülke arması ’sağ’ ağırlık birsürü siyasi görüşü olan insanların yaşadığı bir ülke için en uygunu. 80 sonrası siyasi tahammüllerin tuaflaştığı ülkemizde milliyetçi parti arması zaten akıl işi olmaz.

    Tüm bunlarla birlikte Sayın Erkan Tekman yorumlarında net bir siyasi yaklaşım yapmayarak insanalrı olumsuz etkiliyor ne yazık ki. Çünkü kendisininde bazı yorumlarda altını çizdiği gibi çok önemli bir projenin başında.

    Artık birçok insan arasında ülkücü Pardus söylemi yaygınlaşmaya başladı. Bu konuda uzun detaylı bir yazı yazarak çok net ve anlaşılır bir şekilde Sayın Tekman bence Pardus ekibinin genel siyasi eğilimini net olarak açıklamalı. Aksi taktirde çok tuaf yorumlar var bilgi çalışanları arasında bende eklemesi taktir sizin.

    Saygılarımla.

    'Tester06' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  19. Atropos, 12 August 2007 tarihinde saat tam 16:25 iken şöyle buyurmuş:

    üstteki yorumcunun yazdıklarına binaen,

    Sanırım sayın Tekman dururken bana laf düşmez ama iki çift lakırdı edeyim yüksek müsadesiyle;

    evvela pardus un kodlarını reverse engineering metodu ile çözümlediğimizde “tek yol ötüken” mesajının sübliminal olarak her açılışta kullanıcıya yedirildiği gerçeğini çıkardım. bu konuda daha fazla delil elde etmeden sesimi çıkarmayı doğru bulmuyordum ki panthera pardus tulliana’nın aslında ileriki sürümlerde canidae lupus’a evrileceği bilgisi geldi ultra gizli haber kaynaklarımdan.
    sonra çubuğumdan derin bir nefes çekip, gözlerimi hafifçe kısarak romatizmadan muzdarip sızlayan dizlerimi ovuşturarak “bu kış komünizm” gelecek deyiverdim E. Tekman’ın menfi etkilediği tasavvurumla; ve akabinde “tuaf” bir korkuya kapılıp arabamın arkasına hemen bir sticker yapıştırarak cevahiri kurtardım:

    “huzur vista’da”

    takdir necip Türk milletinin.

    'Atropos' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (6 taneler).
  20. Murat Ağalday, 12 August 2007 tarihinde saat tam 16:28 iken şöyle buyurmuş:

    “Siyasi tahammül”lerin tuhaflaşması da doğru olabilir ama sanıyorum Siyasi teamüllerin tuhaflaştığını dermeyan ediyorsunuz ?

    “Artık birçok insan arasında ülkücü Pardus söylemi yaygınlaşmaya başladı. Bu konuda uzun detaylı bir yazı yazarak çok net ve anlaşılır bir şekilde Sayın Tekman bence Pardus ekibinin genel siyasi eğilimini net olarak açıklamalı. Aksi taktirde çok tuaf yorumlar var bilgi çalışanları arasında bende eklemesi taktir sizin”

    Bu konuda bir fikrim yok (tam olarak) ama sizin söylediklerinizden yola çıkarak projenin değil, projede çalışan kişilerin siyasi duruşlarını sorguladığınızı tahmin ediyorum. Eğer doğru anladıysam >sizi , bizi , (diğer insanları) projede çalışan kişilerin ideolojilerinin ve projenin ideolojisinin ne olduğundan çok projenin bize neler getireceği ilgilendiriyor olmalı diye düşünüyorum. (Tabi radikal durumlar gözardı edilerek). Erkan tekman bir satanist , proje arkadaşlarından kimisi cizvit , kimisi arı ırkçı , kimisi ise hizbullahçı olabilir:) Gönüllerinde yatan “aslanlar” değilde bize ettikleri hizmet çerçevesinde değerlendirilmeliler diye düşünüyorum ben ?

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  21. Murat Ağalday, 12 August 2007 tarihinde saat tam 16:30 iken şöyle buyurmuş:

    heeee bende vistayı seviyom çok güzel ,renkli hem üç boyutluu :) üstelik ülkücü de değil ki

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  22. Murat Ağalday, 13 August 2007 tarihinde saat tam 09:18 iken şöyle buyurmuş:

    canidae lupus >> romus , romulus canis lupus ??

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  23. Atropos, 13 August 2007 tarihinde saat tam 12:34 iken şöyle buyurmuş:

    taksonomide bir cambazlık yaptığımın (aile içişlerine bir cinslik kattım) farkındayım sevgili Ağalday
    o kadarcık kelime oyununu da çok görmeyin bana. köpekleşmenin tarihi’ne atıf yapayım demiştim. Aramızda kalsın :)

    sevgiler.

    'Atropos' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (6 taneler).
  24. A. Murat Eren, 13 August 2007 tarihinde saat tam 17:01 iken şöyle buyurmuş:

    Artık birçok insan arasında ülkücü Pardus söylemi yaygınlaşmaya başladı. Bu konuda uzun detaylı bir yazı yazarak çok net ve anlaşılır bir şekilde Sayın Tekman bence Pardus ekibinin genel siyasi eğilimini net olarak açıklamalı.

    Şu ana kadar Moleschino sayfalarında gördüğüm en aptalca yorum.. Diğer bir deyişle şakaysa hiç komik değil, ciddiyese çok komik..

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  25. Murat Ağalday, 13 August 2007 tarihinde saat tam 17:37 iken şöyle buyurmuş:

    “taksonomide bir cambazlık yaptığımın (aile içişlerine bir cinslik kattım) farkındayım sevgili Ağalday”

    Zaten bu resenbaz Galatalı kızkapan süleyman pehlivan edalarınız olmasa kekrelik baki kalacak. Ziyadesi ile memnunuz efendim , ben öyle sorayım dedim sadece.

    Hem böyle hızlık kaçmayın size 50 bin soru sordum iki cevap aldım , hani bunun arma yorumu ??

    saygılar..

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  26. Atropos, 13 August 2007 tarihinde saat tam 19:23 iken şöyle buyurmuş:

    Sevgili Eren;

    Pehlivan* kıspeti yağından bellidir, ne derdi muhammed ali “kelebek gibi uçarı arı gibi kaçarım”

    Hani şu hep bahsini ettiğim ama nedense tüzükten yönetmelikten ser verip sır vermediğim “tüm dünya cüce olsun” şiarlı yarı order - yarı kuvai inzibatiye benzeri oluşum, başarıya ulaşıp da sevgili M.Eren ile güç paylaşımına son noktayı koyacağımız gün gelsin; ona da uyduracağız bir şeyler. şöyle ki kültürel-tarihi bakımdan bizi anlatsın, sembolizmi olsun, göz yorsun.

    evvela armamızın bir yerine primus inter pares ibaresini kondurduk mu en zor aşamayı geçmişiz, hem imparatorluk torunuyuz hem de cumhuriyet çocuğuyuz imajını verdik demektir. madem minimalist çalışmalar tepki çekiyor, aynı ibarenin altına lahmacun - şiş kebap ve yeni rakı çizimlerini ilave edelim. bunların yanına sporşinas geçmişimizi ispatlarcasına lig tv logosu ve doğaya karşı saygıdan bir adet mangal ilüstrasyonu.

    allame-i cihan bürokrasimize olan bağlılığımızı vurgulamak için hemen primus inter pares ibaresinin altına “bugün git yarın gel” ile devlet mantalitesi işlenebilir. dileyenler için “yok mu bunun bir oluru” da seçilebilir. açık fikirli olmakta yarar var. diğer ülkelerin armalarındaki dini kökeni işaret eden haça izdüşüm olarak seçici kurulun siyasi tahammülüne göre tespih yada takunya.

    gibi öğelerle zenginleştirilmiş ve kafi derecede sembolizmle hem göze hoş gelen hem de bilgilendirici bir arma vücuda getirilebilir.

    hamiş: sevdiceğimden gelen özel istek üzre, armanın bir kenarına Celvin Clein veya Yves Saint Lorent logosu sıkıştırılabilir. sermayeyi küstürmeyelim derim.

    * hey gidi Teyyo Pehlivan.

    (yahu azizim, sorduğunuz sorulara yanıt vereceğim lakin bazıları haddinden fazla şahsi mevzular içerdiğinden, 70 milyonun bizi izlediği şu nezih ortamda dillendirmek, ilaveten yetkililerden haklı olarak gelecek “edep yahu çet odasına çevirdiniz güzelim siteyi” serzenişlerini duymayı dilemiyorum. aşk olsun o kadar sitenin altını üstüne getirdik bir iletişim adresi bulamadık. kabilse tafsilatlı bilgi için -deniz (et) clerfayt dot com- adresinden bana ulaşınız.)

    'Atropos' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (6 taneler).
  27. A. Murat Eren, 13 August 2007 tarihinde saat tam 19:49 iken şöyle buyurmuş:

    Sn. Atropos Kaymağım,

    İçimden grafiker olasım şu tasvir buyurduğunuz armayı yapasım geldi inanın. Pek yerinde olmuş her bir öğe.

    Motto civarına “primus inter pares” yazmak çok afilli olur, fakat bence bizim allame-i cihan bürokrasimizi daha doğru ifade etmek için “kafirden hacı, elden bacı olmaz” yazmak daha samimi ve gerçekçi olur (yanına “ooo biz daha neleri de biliriz” tadında parantez açıp “g*t kısmetten çıkınca uçkur seksen yerden koparmış” da yazılabilir).

    Selamlar.

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  28. Murat Ağalday, 13 August 2007 tarihinde saat tam 20:43 iken şöyle buyurmuş:

    İkiizi ikinci kez bir arada yakaladım :)

    “primus inter pares” hanginiz olacak diye sormuştum :) daha önce yine soruyorum ;

    ((( Murat Ağalday, 16 July 2007 tarihinde saat tam 22:25 iken şöyle buyurmuş:

    “herneyse, size hazirladigim diger laflari biriktirip, M.Eren ile beraber dunyayi ele gecirip, aramizda paylastigimizda, kokunuzu kaziyacagim esnada sarf edecegim”

    Efe’m siz imdi dünyayı ele geçirip nası bölüşeceksiniz ki ? Kıymetli sinema büyüğümüz Çetin İnanç’ın sakat evladı “Dünyayı kotaran adam” ‘ından yahut elvan çeşit benzerinden ne farkı kalıyor bu altyapısız , üstünkörü anap-dyp birleşiyor telaşının ? Yanlış anlamayın, karşınızda değilim ama pek bi cikletten çıkma olmuyor mu böyle ?

    Açıklayın tüzüğünüzü !!!!

    Hem bi kez tüm diktatörler, tiranlar bi karış boylu olur hadi siz cüceyim dediniz geçtiniz , diğer sergerdenin arşa uzaklığı nedir ? olmaz efendim olmaaz.

    hamiş: Bu arada iştirakçiniz A. Murat Eren beyefendiden şikayetlerim artarak sürüyor, kendisini sitenin op.’ü , Admin’i , falan festekizi sanarak derdime derman olur sandımdı, fakat kendisi sırra kadem basmakla kalmadığı gibi bir de hayırdır diye sormadı. Şimdi Mozilla’mdan yorum edebiliyorum vefakat gene gogılgurupnoreplay zart zort mesajını alıyorum . Herhalde fevkalade meşgul olacak. Ne ise..

    Saygılar.. ))))

    Bu arada iki motto da benden olsun

    “acıma yetime koyar g.tüne” (Batı anadolu , varoş , 21 yy başları)

    “deli s.kini beller , durur durur eller” (iç doğu anadolu , kırsal , 16. yy~21.yy)

    son olarak;
    “IHSV” (in hog sergerdo vinces) (ege , centrum , taze uydurdum tabi ki çalarak)

    (kaliteyi aşağı çektiğim için bu iki sergerde dışında herkeşten özür diliyorum)

    Saygı , özür….

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  29. Murat Ağalday, 13 August 2007 tarihinde saat tam 20:45 iken şöyle buyurmuş:

    euthygenes et hotmail dot com

    sinir yaratıyorsa;

    murat et etidesign nokta com

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  30. Tester06, 13 August 2007 tarihinde saat tam 22:51 iken şöyle buyurmuş:

    Merhaba,

    Değerli arkadaşlar A. Murat Eren olmak üzere hepinizden daha önce yaptığım yorum için özür dilerim. Tamam yorumum anlamsızdı. Bunu kabul ediyorum. Yazarkende dedim kendi kendime ama insanlar ne yazık ki bazı şeyleri değiştiren insanları karalamak yoluna gidebiliyorlar. Bu bizimde bazen kimyamızı bozuyor. Birde bu ülke armaları konusunu görünce o duyduklarım hatta bana direkt söylenenlerin üzerine tuz biber gibi oldu ve bende ilk-gelen-akıl ile bu yukarıdaki yorumu yazdım. Tekrar kimse kusura bakmasın lütfen.

    Saygılarımla.

    'Tester06' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  31. A. Murat Eren, 13 August 2007 tarihinde saat tam 22:53 iken şöyle buyurmuş:

    Sn. Murat Ağalday istediğini alsın, istediğini bıraksın:

    (…) Yeryüzünde birbirine sırt vermiş komşu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, bir tek suyla sulanırlar. Bu bahçelerin esenliğini insanlığın koynuna iliştirmek isteyenin yolunu hem dar hem çetrefilli kıldık ki O yalnız başına alsın. Tek su aksın, sonra desin ki “Selam size, sabrettiğiniz için! Ne güzeldir şu sonsuzluk yurdu! (…)“.

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  32. Selj, 14 August 2007 tarihinde saat tam 01:34 iken şöyle buyurmuş:

    biraz geç kalmışım ama, yine de…

    yoo, mevzuyu kaçırdığımı düşünmüyorum sayın kimse;

    öncelikle önüme konulan armaları, salt grafik özellikleriyle değerlendirip hoşuma gidenleri belirttim (birinci paragraf). ikinci olarak, neden armaların çoğunluğunu oluşturan grafik dilin hoşuma gitmediğini, dolayısıyla bir armaya ihtiyaç duyma hissini paylaşmadığımı, bu nedenle de gayriresmi armanın beni rahatsız etmediğini açıkladım (ikinci paragraf). son olarak da, eğer bir arma edinmek bizi muasır medeniyet seviyesine getirecekse, bari halihazırda kullanımda olan ve yine grafik özellikleriyle başarılı bulduğum bir armayı önerdim (üçüncü paragraf).

    eğer yorumumu açıklığa kavuşturabildiysem, üzerinde haklı olarak durduğunuz bir kaç noktayı yanıtlayayım;

    “feodal avrupa özentisi” tamlamasını fazla çeşitlemeye gerek yok: armaların büyük çoğunluğunun ortak grafik dili ortaçağ avrupasına aittir, ve içine papağan da koysanız gofret de koysanız, armanızın ilham aldığı yapı budur; askerdir, dindir, aslandır kaplandır, at-avrat-silahtır (aaa… neden olmasın?). işte bu nedenle “çok şükür bu kodlara sahip bir armamız yok” diyorum.

    bundan mevcut gayriresmi armayı beğendiğim anlamı çıkmamalı, ki zaten gayriresmi oluşu onu değerlendirmeye almamam için yeterli bir sebep. daha genelde yaptığınız üç saptamanın ilk ikisi ise oldukça yerinde.

    belarus’a gelince; onlarınkini de büyük ihtimalle eli kalem tutan bir bürokrat tasarlamıştır. dahası belarus halkının kendi klişe armasına bakıp bakıp askeri gücünü, kutsal iyiliği, dünyevi amaçları falan düşündüğünü pek zannetmiyorum.

    sonuç olarak, evet tasarımsız bir toplumuz, evet kimse kollarını sıvayıp bir arma yapmaya girişmemiş. ama işte, iyi ki de girişmemiş; estetik fakiri, işlev özürlü ve sembol şoveni klişe bir armaya kesinlikle ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum.

    b. duygu özpolat;

    gayriresmi armada ben herhangi bir ‘resimleme’ göremiyorum (bkz. osmanlı armasının eskici vitrini kalabalığı, veya muhtelif armaların hayvanat bahçesi görüntüsü). onun yerine ay ve yıldız soyutlamaları yer almakta, üstelik sembolizmleri ise nispeten serbest (insanlarımızın umutlarını, kutsal iyiliğin şemsiyesini, muhtelif atatürk vecizelerini falan anlatıyorsa da haberim yok).

    japon -kraliyet- armasının sembolizmi hakkında da fazla uzağa gitmeye gerek yok: wikipedia’ya sorarsanız bildiğimiz kasımpatıymış… japonun müthiş gözlem ve sentez yeteneğiyle dönüştürdüğü çiçek soyut oluyor da, türkün ayyıldızı niye soyut olmuyor? aydınlatırsanız sevinirim.

    bonus:

    fransa cumhuriyeti, ‘old-school’ arması yerine (ki kendisi gayriresmi bir semboldür, yalnızca dışişlerince kullanılır), modern logosunu kullanır… demek ki neymiş? isteyince oluyormuş.

    'Selj' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  33. A. Murat Eren, 14 August 2007 tarihinde saat tam 02:59 iken şöyle buyurmuş:

    Soru bana sorulmamış ama yine de kendimce yanıtlayasım geldi.

    japonun müthiş gözlem ve sentez yeteneğiyle dönüştürdüğü çiçek soyut oluyor da, türkün ayyıldızı niye soyut olmuyor? aydınlatırsanız sevinirim.

    Çünkü Türk’ün yapabileceği başka bir şeyi yok. Japon’larınki bir tercih, bizimki ise bir mecburiyet. Nitekim Japon tutmuş krizantemden arma yapmış, biz Türk deyince aklımıza gelen tek şeyi almış onunla arma yapmışız..

    Şöyle bir hikaye de var krizantem ile ilgili: İsa’nın doğumundan 1000 yıl önce Çin hükümdarı Güneşdoğumu Denizi’ndeki Yusufçuk adasında giden gençliği geri getiren sihirli bir bitki olduğu söylenmiş. Hükümdar sadece gençler tarafından toplanabilen bu bitkinin kendisine getirilmesi için bu adaya 12 genç erkek 12 genç kadın göndermiş. Gençlerin başına bir ton iş gelmiş yolda tabi. Korkunç fırtınalar, deniz canavarları, hastalıklar… Sonunda vardıkları adada ne sihirli çiçeği bulabilmişler ne de o adada yaşayan birilerine rastlamışlar. Sonra da orada kalmaya ve bu adada yaşamaya karar vermişler. Krizantem Japonya’nın tohumlarını atan çiçek olmuş bu bağlamda..

    Mesela Japonya’da krizantem dayanıklılık ve uzun ömrü simgelermiş yüzyıllardır.. Krizantemler açtığında pirinç şarapları içilerek kutlanırmış bu hadise.

    Bakın krizantem ta nereden geliyor..

    Benim cahilliğim olabilir belki bu soru fakat bizim sembol olarak kullanabileceğimiz, şöyle 2000-3000 yıl öncesinden kalma neyimiz var? Eğer varsa ve ben Japon’ların mitolojisini bilip kendimizinkini bilmiyorsam bu da kimin suçudur?

    Ay-yıldızı ya da bayrağı beğenmediğimden, sevmediğimden değil. Fakat içerisinde ay-yıldızın olmadığı bir sembol ile Türkiye’yi anlatmaya kalkmak cesaret ister bence.. Dediğim gibi, Japon’larınki tercih, bizim ise başka alternatifimiz yok. Bana bu armanın hatırlattığı şey bu. Bu yüzden sevmedim görünce..

    Türk’ler kadar yaşlı bir tarihe sahip olup da tarihi Türk’lerinki kadar cılız kalmış bir millet daha bilmiyorum.

    Selamlar.

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  34. Erkan Tekman, 14 August 2007 tarihinde saat tam 11:48 iken şöyle buyurmuş:

    Sevgili Meren:

    “Biz”im 2-3 bin yıl önceden kalma, ilk başta akla gelebilecek, “bozkurt”umuz var; efsanesi ile tam teşekküllü… Ve gördüğün üzere kullanılmış da bir arma önerisinde. Eğer Selj’in dediği gibi ortaçağ/feodal görsel diline uygun bir arma seçilmesi, ve senin dediğin gibi heybetli olması gerekiyorsa bunun içerisinde “bozkurt”un olmasından daha doğal ve normal birşey yok. Sonuçta bir ulus-devlet’in arması tasarlanıyor ve bu ulus da kökünü Ergenekon’a dayamış…

    Ayrıca, bakınız Almanya… Adamlar Şarlman’dan bu yana, bin yılı aşkın süredir kartal kullanıyorlar armalarında. Bu kartal şekilden şekle girmiş, kimi zaman Osmanlı arması benzeri bir kiç kumpanya ile çevrelenmiş, kimi zaman Nazi haçı üzerine oturmuş… Sonunda bugünkü sade ve etkileyici tasarıma dönüşmüş.

    Aynı şekilde ay-yıldız’ı da küçümsememek gerekir. Nil deltasından Orta Asya’ya kadar pek çok uygarlığın simgesi olmuş bu ikili. Türklerin de bu simgeleri en azından 15 asırdır kullandığı düşünülüyor. Şarlman’ın kartalı kadar anlamlı. Belki sıkıntısı bayrak yasası ile şeklinin sabitlenmiş olması ve kimsenin kolay kolay el sürememesi. 73′de ellinci yıl için oluşturulmuş bir amblem vardı, bir de 75. yıl için Selj’in bahsettiği şekli. Herhalde 100. yıl için de bişiler yaparlar 15 yıl sonra…

    Mevcut armayı ben de sevmedim, ama bir kalemde de üstünü çizmemek gerekli, özellikle ay-yıldız’ın. Ben ay-yıldızlı, ama sade ve fakat heybetli bir arma yapılabileceğini düşünüyorum. Ulus-devlet yapısını sürdürdüğümüz sürece başka bir simge uydurmak pek mümkün görünmüyor. Öte yandan ay-yıldız görsel olarak çok kullanışlı, her ortama rahatlıkla girip çıkabiliyor. Türkiye ile bağlantısı da çok önemli bir unsur. Dünyada 100 kişiye krizantem gösterseniz ne derler kim bilir, ay-yıldız için herhalde 30 tanesi Türkiye diyecektir…

    Fikirlerimdir…

    'Erkan Tekman' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (70 taneler).
  35. B. Duygu Özpolat, 14 August 2007 tarihinde saat tam 17:05 iken şöyle buyurmuş:

    Ay yıldız’ın kendisi ile ilgili bir problem değil bu bence. Öyle bir “ay yıldız” arması yapılırdı ki, hepimiz hayran da kalabilirdik.

    Beni burada “delirten” diktörgen bayrak resminden oval kesilip, döndürülüp arma yapılmasının ardındaki “boşverci, üşengeç, zevksiz, sanattan-soyuttan anlamayan” zihniyettir, kişidir, kurumdur.

    Ben Meren’e Türkiye’yi sembolize edecek bir şey bulmanın azlığı konusunda katılmıyorum. Ama o kadar politikadan ödlek bir eğitim sisteminden geçerek beyinleri yıkanan zavallılarız, ve o kadar “kültür vasıtasıyla konuşmak ve çeşitliliği kutlamaktan” uzağız ki, bir Mevlevi konabilirdi mesela, yanına Bozkurt da konsundu, üstüne ay yıldız yapışsındı, kenarına yurtta sulh cihanda sulh densindi, özellikle “sulh” kelimesi kullanılsındı, üstünden hitit güneşi doğsundu. Anadolu kültür mozağiydi hani? “Ne mozağiyi lan” demesindi kimse.

    Birisi/birisleri uğraşsaydı, düşünseydi, didinseydi, kafa patlatsaydı, araştırsaydı be anacım.
    Ama “copy, paste, rotate, add text”ten ibaret bir hakaret olmasındı koca ülkeye be.

    (küçük bir sonradan ekleme: şu “anacım” kelimesini ağzıma saran Ahmet’e buradan lanet ediyorum :) Kendisi asla buralara kadar yorumları okuyacak bir insan olmasa da :)

    'B. Duygu Özpolat' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (50 taneler).
  36. Murat Ağalday, 15 August 2007 tarihinde saat tam 00:07 iken şöyle buyurmuş:

    Sn. Selj ;
    “‘Büyük Türk İmparatorluklarını’ temsil ettiği iddia edilir. ”
    http://www.cankaya.gov.tr/tr_flash/gunes.htm bu iddianın arkasında :)

    Bu arada Altınordu Devleti , Gazneliler , Hazar İmparatorluğu , Avrupa Hun İmparatorluğu, Avar İmparatorluğu , Karahanlılar , Büyük Timur İmparatorluğu , Ak Hun İmparatorluğu bayraklarından şahane armalar çıkabilir.

    Aslında daha çok şey söyleyecektim ama şu yazıya denk gelince ne arma kaldı ne kasavet:
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7080165.asp

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  37. Mert, 19 August 2007 tarihinde saat tam 16:33 iken şöyle buyurmuş:

    Osmanlı Devlet Armasını merak edenlere
    Ortada sağlı sollu yer alan Türk bayrağı ve Hilafet sancağı bayrakların ortasında bulunan Eliptik şekil ve üzerindeki kavuk
    Osmanlı hanedanın tüm müslümanların lideri olduğunu solda bulunan çiçekler hoşgörüyü yine solda bulunan kitap Kuran-ı Kerim ve İslam devletini terazi ise malumunuz olduğu üzere adaleti temsil ediyor her iki tarafta bulunan silahlar Osmanlı-Türk ordusunu güneş devletin azametini güneşin ortasında ki yeşil yuvarlak ve içindeki tuğra hanedanın Müslüman ve Türk olduğunu sembolize ediyor ayrıca Tuğranın altındaki hilal tüm müslümanların koruyuculuğunu madalyonların asılı olduğu aksam ise osmanlı devlet kültürünü geleneğini temsil ediyor en altta asılı bulunan madalyonlar ise devletin milletler mozaiği olan yapısını temsil etmekte ne mutlu bize ki böyle bir armamız olmuş
    Ayrıca tarihte bizim armamızdan hilalimizden etkilenip bunu kendi armasındada uygulayan soylu aileleri,milletler var yanlış hatırlamıyorsam polonyada bu tür bir aileye örnek vardı.
    Biraz dikkatli incelerseniz amblemlerde ki tasarım eğilimlerini görebilirsiniz şöyle ki batıya özenen yada zamanında batı tarafından sömürülen ülkelerde kaplanlı sitayişli gayet kibirli batı tandanslı amblemler var müslüman ülkelerde hilal arap işi kılıçlar göze çarpıyor kısmen osmanlı amblemi ile benzerlikde var asya ülkeleri ayrı bir gurup daha soyut gibiler
    Bolca bulunan kartal çiftbaşlı kartal ise bambaşka bir konu…

    'Mert' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  38. İlker İLGEN, 25 August 2007 tarihinde saat tam 17:35 iken şöyle buyurmuş:

    TÜRKİYE CUMHURİYETİ ARMASINA BAKARAK ŞUNU GÖRÜYORUM.

    Dünya üzerine DÜNYA DEVLETLERİNİN HEMEN HEPSİ İLE HAKLI SAVŞMIŞ VE KAZANMIŞ ,EMPERYELİST GÜÇLERE KARŞI AYAKTA DURMUŞ İÇİNDEKİ TÜM HAİNLERE VE YABANCI ÖZENTİSİ İNSANLARA RAMEN AYAKTA KALMAYI BAŞARAN VE KALACAK OLAN GECE IŞIĞINI AYDAN ALIP YÖNÜNÜ YILDIZDAN BULUP KARANLIKTA İLERLEMESİNİ BLEN VE GÜNEŞTEN DAHA PARLAK FİKİR VE DÜŞÜNCELERE SAHİP ATATÜRK’ÜN KURDUĞU BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ GÖRÜYORUM
    ESTETİK İÇİN BAŞKA ÖRNEKLER GÖSTERMENİZ YERİNE KENDİNİZDEN BİRŞEYLER KATMANIZI DİLERDİM.

  39. azzurro, 25 August 2007 tarihinde saat tam 22:01 iken şöyle buyurmuş:

    Hiç dikkat ettin mi bilmiyorum ama diger ülkelerin armaları birbirinin kopyası gibi sanki. Yani bizim T.C. armasına 2 aslan bir taraftan tırmansa bir de üzerine kartal konsa güzel mi olacaktı arkadaşım. Ayrıca İsviçre armasına bir bakarmısın lütfen. O arma ki bütün dünya da sembol olmuş bir figürdür (Victorinox üzerinde görebilirsin mesela…) Gayet yalın ve güzel. Bir diger örnek Absolute Votka şişesidir. Bütün dizayn kitaplarında o şişe örnek olarak gösterilir. Neden hiç düşündün mü? Tabi sana kalsa Absolute Votka’yı nargile şişesinde pazarlamaya kalkarsın :D

    'azzurro' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  40. azzurro, 26 August 2007 tarihinde saat tam 05:17 iken şöyle buyurmuş:

    ‘kimse, 10 August 2007 tarihinde saat tam 20:27 iken şöyle buyurmuş:

    1 - Baştan savma iş yapmayı pek iyi biliriz; baştan savma iş yapıldığına şahit olup bununla barışık yaşamayı da pek iyi biliriz.
    2 - Kendimizi estetik yollarla anlatmayı pek beceremeyiz, birazcık kaba sabayız.
    3 - Birimiz de çıkıp bu ülkenin neden resmi bir arması yok diye sormayız. Vatan millet bayrak konularında bol laf yapsak da aslında azıcık vurdum duymayız.’

    Arkadaşımızın (kimse???) 1. çoğul şahıs olarak kullandığı zümre kendisi ve kendi gibileriyse sorun yok. Ancak ‘’biz'’ diyerek, üstelikte kendisini de dahil ederek kasttettiği Türk milletiyse burada bir haksızlık vardır.
    1 - Bir kere bizim bir armamız var. Bayrağımızın üzerinde duruyor. Biraz düşünen ve azıcık tarih bilen için ay yıldız yeterince anlam ifade eder zaten.
    2 - Bir çok devlet armaya ihtiyaç duyar çünkü genelde bayraklarının üzerinde herhangi bir sembol bulunmaz. (İtalya bayrağının yeşil,beyaz ve kırmızı dikey barlardan veya Almanya bayrağının siyah, kırmızı, sarı yatay barlardan ibaret olması gibi)
    3 - Ama nedense o ülkelerde kimse ‘’ Yahu bizim bayrağımız neden böyle ,bu bayrağın üzerine arma lazım'’ demez.

    'azzurro' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (2 taneler).
  41. truetypelies · ülkeler, armaları ve türkiye, 28 August 2007 tarihinde saat tam 18:21 iken şöyle buyurmuş:

    […] az önce moleschino‘da rastladığım ilginç ve bir o kadar da haklı bir “neden? sorusu. her ülkenin bir arması var fakat ya bizimki? ülkeler, armaları ve türkiye […]

  42. thelosthighway, 19 September 2007 tarihinde saat tam 17:45 iken şöyle buyurmuş:

    yakışır efendim. bizim gibi uyduruk bir ülkeye bu yakışır. hem sizin nenize arma kardeşim. kopmuşsunuz kültürden, medeniyetten filan ne diyim.

    duygu hanım bu “psimilla” dediğiniz şey de nedir arkadaşım ya? evet dimi kardeşim, “aaa bizim de bir imparatorluğumuz varmış.” böyle bir ahali içinde kendimi ezik mi hissetsem, yüceltsem mi, “biz” dediğimiz de nedir ki mi desem. ne desem şaşaırdım. abi ne arması ya. ruh kalmamış ki…

  43. Murat Ağalday, 22 September 2007 tarihinde saat tam 01:30 iken şöyle buyurmuş:

    Şahısları hedef tutmaktan her ne kadar hoşlanmasamda , sormadan edemiyorum ;
    David Lynch’in postmodernizm fışkırtması bir filminin adını kendine motto tutan sevgili devlet büyüğümüzün , hangi öncüllere dayanarak , hangi laboratuvar koşullarında, hangi bilim kaidelerini gözönünde alarak ~göz ardı ederek :
    *ülkenin uyduruk olduğu
    *(Sizin nenize arma),
    *kültürden,medeniyetten kopulmuş olduğu,
    *ruh kalmamış?

    sonuçlarına ulaşabilmiş merak doldum burnuma değin..

    Bir ilkokul öğretisi ile bezeyerek kapayalım;

    “Başkalarının size saygı duyabilmesi için , öncelikle siz kendinize saygı duymalısınız”

    Saygı baki.

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  44. cassiopeia, 23 September 2007 tarihinde saat tam 01:46 iken şöyle buyurmuş:

    Türkiyenin arması gayet güzel. Ayrıca pasaportlarda da görünümü buradaki gibi eliptik çerçeve ile çevrelenmediğinden olduğundan daha güzel bile gözüküyor. Uyduruk dediğiniz ay ve yıldızın hem arma içindeki hemde birbirlerine göre konumları özel hesaplamalara tabidir.

  45. anonim, 23 September 2007 tarihinde saat tam 02:48 iken şöyle buyurmuş:

    Uyduruk dediğiniz ay ve yıldızın hem arma içindeki hemde birbirlerine göre konumları özel hesaplamalara tabidir

    Birincisi, kimse ay yıldız’a uyduruk demiyor.

    İkincisi, herhangi bir şeyin şekli şemali özel hesaplamalara tabi tutuluyor diye onun uyduruk olmadığını düşünmek dangalaklıktır.

    'anonim' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (7 taneler).
  46. bajazet, 1 November 2007 tarihinde saat tam 15:43 iken şöyle buyurmuş:

    Buradaki armalarin hepsine birer yorum yapilabilir.Hepsinin bir özelligi var.Lakin bizimkine yorum yapmak imkansiz,çünkü diyecek hiç bir sey yok.Bir oval diere içine ay yildiz.
    Her konuda oldugu gibi türk armasida uyduruk,halki,tarihi,kültürü ile alakasi olmayan bir sey.

  47. m-kan, 30 January 2008 tarihinde saat tam 15:18 iken şöyle buyurmuş:

    Gerçekten armamız anlamsız ve sade. Fransa,Belçika,Kırgızistan,Türkmenistan,Avusturya ile Avusturalya’nın armaları müthiş. Özellikle de Avusturalya’nın armasına, ağzım açık bakakaldım.

    Gerçi Türkiye ilk önce kendine saygı duyup, Avrupa ülkeleri’ne özenmeyip kültürünü ayakta tutmalı, sonra ekonomi ve eğitimini geliştirmeli. Ondan sonra sıra armalara gelir.

  48. esverdaen, 7 April 2008 tarihinde saat tam 17:51 iken şöyle buyurmuş:

    kımın neyı anlattıği önemlilidir bence bir yabancı devettedeki buyukelciğin önundeki bayrakta turkıye devletının nelerı amacladığını anlatan armagerekır (ayrıca bazı arkadaslar tc dıte kısaltıyorlr bız pkk lı degiliz devletımızın adını yazarken ya turkıye yazalım ya da tamamen turkıye cumhırıyetı yazalım ) osmanlı ozlemı dıyen bazı arkadaslar var ımparatorluk ozlemı degıl bendekı o devirdeki yuksek basarıların sımdıde yapılmamasının ozlemıdır tekrar dunyada soz sahıpı bır turkıye ıcın calısmalıyız

  49. A. Murat Eren, 12 April 2008 tarihinde saat tam 00:18 iken şöyle buyurmuş:

    Yahu oturdum bütün yorumları okudum neredeyse üzerinize afiyet. Nerede o Murat Ağalday’lar, nerede o Atropos’lar. Moleschino’ya daha fazla ilgi göstermek lazım.

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).
  50. Murat Ağalday, 15 April 2008 tarihinde saat tam 23:22 iken şöyle buyurmuş:

    Sn. Atropos,Clerfayt,Aralacieae,Rumpelstiltskin,…. Beyefendilerin mazereti vardır bildireyim istedim.

    Avukatı..

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  51. düşgördüren, 22 April 2008 tarihinde saat tam 16:59 iken şöyle buyurmuş:

    kurdeşenler de bazen deşilebiliyor:) hem kim bilir nerden ne zaman ne çıkacağı ..hangi gölge dünyanınkini hapsine alacağını…

    'düşgördüren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (7 taneler).
  52. Murat Ağalday, 23 April 2008 tarihinde saat tam 00:53 iken şöyle buyurmuş:

    Animam edere .. Sen midiniz Düş gönderen ??
    Bir an için O mu dedimdi sonra değildir deyip cevap yazmadıdım. Orada bahsi geçen Maionia, O Maionia değil. Tümcek afiyettesiniz inşallah.

    Bu arada esas olan an; Luther için şimşeğin çaktığı , Sokrates için bacaklarının uyuşmaya başladığı, Yahuda için Aceldama’nın bağışlandığı , Teb’li bir rahip için sirius’un kızardığı , Amelie’nin elini hububata daldırdığı …. an olabilir.

    “Et scimus quod ad imperium et uerba sanctorum a mundi principio mutabantur”

    'Murat Ağalday' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (102 taneler).
  53. Otodafe Itfaiyecisevmez, 25 April 2008 tarihinde saat tam 09:43 iken şöyle buyurmuş:

    eski camlar bardak oldu değerli M.Eren. (”acaba ayakkabi olmus olabilir mi?” sorulacak)

    aile efradından birinin geçirdiği elim bir kaza neticesinde birkaç ay kısıtlı - tek taraflı iletişime maruz bıraktıklarımdan özürler dilerim.

    bununla beraber, biraz zihni ve ruhu dinlendirelim. sonrasında yazgı hazretleri müsade ederse yine beraberiz. gerçi yokken yerime vekaleten ayak izlerimi silen bir zat-ı muhterem duhul olmuş. aman kendisini benle karıştırmayın rica ederim. kendisi düşlerin yapıldığı maddeden mamul olup, sonradan tanrıçalığa tenzilirütbe, dolayısı ile aslına rücu etmiş bir olimpos kişisidir. ne var ki helen kökenli olmasından ötürü latince* konusunda sıkıntı çekiyor olmalı biraz.

    vatandaşa biçki dikiş kursu açacağına latince kursu açsın belediyeler. nerde bu devlet.

    * Et scimus quod ad imperium et verba sanctorum a mundi principio mutabantur jura naturae, et obediebant elia (sic elementa?) et brute alla ita ut innumerabilia miracula facta sins

    mütefekkir burada diyor ki: ey ahali, temiz urbalarınızı giyin, sözün gücüne inanın. şüphesiz yazgı (başlangıçta sadece söz vardı ve söz yazgıydı) hazretleri sayısız mucizeler indirmeye kadirdir, bunlarda, inananlar için, şüphesiz, deliller vardır.

    ** efendim onca yoldan geldik, yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat demek hakkınız; Gaetano Pugnani’nin G majör senfonisi efendim. latif bir şey. şiddetle tavsiye olunur

  54. düşgördüren, 25 April 2008 tarihinde saat tam 14:43 iken şöyle buyurmuş:

    Evet efendim..Ben dik..zaten ondan öte de ne var.. bir de sen var ki o da zaten ben den ibaret..

    'düşgördüren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (7 taneler).
  55. düşgördüren, 25 April 2008 tarihinde saat tam 16:20 iken şöyle buyurmuş:

    Bakış açılarından bahsettim önceki yorumumla ilgili ki yenisiyle bağlayayım(ama ne yazık ki yazdıramadım)Zira Amelie de tek bir pencereden baktığı sürece pirinç tanelerindedir sanmıştır mutluluk..ta ki başka bir pencere önünde açılana dek.Luter de şimşekle tanrıyı keşfettim sanmış ve kiliseye sığınmıştır evim diye..ta ki kilise başını kesene kadar.Yahuda da Aceldama ile kavuşurum mutluluğa sanmış, ama asıl kanı kavuşmuştur toprağa(yerli yersiz..yaradanım herkesi kuru iftiradan korusun).
    Kim bilir belki de bir tek Teb’li rahipler bir mutluluk ve kurtuluş arayışında değil de, 49,9 gerçeğinin bilgeliğine veya şuurun irtibata geçtiği 4.bir boyutla an ı yakalamışlardır.

    “Faber est suae quisque fortunae”
    Saygılar efendim !

    'düşgördüren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (7 taneler).
  56. Özkan, 2 May 2008 tarihinde saat tam 01:40 iken şöyle buyurmuş:

    Arkadaşlar, yorumlarınızı okudum fakat yorumlar yorum yapanın dahi olsa fazla abartmamakta fayda görüyorum.
    Şimdi arma meselesine gelince; her ülkenin kendi arması vardır doğru fakat Türkiye’nin kullandığı arma değil ulusal sembol veya devlet forsudur. Bayrağımız gibi şekli, rengi ve ölçüleri kanunla belirlenip yasallaşmamıştır. Bilirsiniz ki Türkiye’de diğer ülkelere nazaran bayrak daha önemlidir. Ve bu özellik dünyada sadece Türkiye haricinde birde Fransa’da vardır. Bu iki ülke dışında dünyanın diğer ülkelerinde monarşi, hanedan, kurucu parti, yönetici aile, egemen ülke ve ya önder toplulukların çeşitli sembollerinin bozulmuş ya da değiştirilmiş halidir. Bir de Türkiye’de öyle her önünüze gelen çeşitli ıvır zıvır ve kişiye özel figürleri devlet arması olarak kullanamazsınız. Bayrakta olduğu gibi armalarda parçalayacı değil bilakis birleştirici özelliği olmalıdır. Bence insan herhangi bir ülkenin armasına baktığında hangi ülkeye (genellikle Afrika ülkelerin de ıvır zıvır la boğulmuş ve kimin arması belli olmadığı gibi) ait olduğunu anlamalı.
    Bence en sade şekilde ve (Tayvan, İsviçre, Lübnan, İran ve Bosna Hersek) bayrağından fazla farklılaşmadan oluşmuş Türkiye’nin sembolü en iyi seçim olmuş. Dediğim gibi yorum yorum yapanındır.

    Kendinize iyi bakın ve dikkat edin.

    Özkan

Bir yorum bırakın, görüşlerinizi herkes öğrensin