Yaban Hayatı Rehabilitasyon (1)

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim, Doğa, Dünya Ülkeleri, Hayat ile işaretlenerek gönderildi (10 Aralık 2005)

Birinci Bölüm - Bir kartalın hayatını kurtarmak
Uykutulumumu kaldırıma serdim. Birazdan hayatımda ilk kez sokakta uyuyor olacağım. Selanik’te tren istasyonunun önündeki kaldırımdayım. Neyse ki yalnız değilim. Avrupa’nın dört bir yanından İstanbul’a gitmiş şimdi de evlerine dönmeye çabalayan 10-15 “interrailcı” var yanımda. Onlarla İstanbul’dan kalkan Yunanistan treninde tanıştım. Hepbirlikte, Selanik’ten Atina’ya giden, gece 12 trenini kaçırdık. Sabahı beklemek zorundayız. İstasyonu da kapattıkları için çareyi kaldırıma kamp kurmakta bulduk.

Yunanistan’daki ilk günüm için maceralı bir başlangıç” diye düşünüyorum. Benim amacım diğerleri gibi Avrupa’yı trenle gezmek değil. Atina’ya feribotla yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta bir ada olan Aegina’ya gitmeye uğraşıyorum. Orada “Hellenic Wildlife Rehabilitation Hospital – Hellenik Yaban Hayatı Rehabilitasyon Hastanesi”, Yunanca ismiyle EKPAZ’da, gönüllü olarak çalışacağım.

İstanbul’dan Aegina’ya varışım bu sokak gecelemeleri ve çoğunlukla tren yolculuğuyla 30 saati aşıyor. Sırtımdaki kocaman çantadan kurtulmanın ve duş almanın hayallerini kurarak Aegina’ya ayak bastığımda “sanırım önce beni rehabilite etmeleri gerekecek” diye düşünüyorum. Gerçekten birilerinin beni doyurması, temizlemesi ve bana şefkat göstermesi lazım…

Aegina
Aegina tahmin ettiğimden daha büyük, 11 000 nüfuslu, irili ufaklı pek çok köy ve kasabadan oluşan bir ada. Ada’nın tarihi M.Ö 3500 yıllarına uzanıyor. Bu da aklıma burada gezip görecek pek çok antik yer olma olasılığını getiriyor ve heyecanlanıyorum. Fakat beni bundan çok daha fazla heyecanlandıran bir düşünce var: gitmekte olduğum hastane ve hayvanlar…


EKPAZ
EKPAZ adanın merkezine 8 km uzakta, tepelerin ardında ve herhangi bir toplu taşıma aracının gitmediği bir yerde. Bu yüzden adaya vardığımda beni almaları için telefon açıyorum. Külüstür ve balık kokan bir arabayla hiç İngilizce konuşmayan bir adam gelip beni alıyor. Sadece adının Yorgos olduğunu söylüyor. Yol git git bitmiyor ve yavaş yavaş gitmekte olduğumuz yerin her şeyden ne kadar uzak ve izole olduğunu farkediyorum. Buradan Aegina’nın merkezi yerlerine yürümek imkansız görünüyor. Yolda ufak tefek köylerden geçiyoruz. Sanki hepsi terkedilmiş gibi, etrafta kimseler görünmüyor. Sonraları, özellikle öğleden sonra saat 3-5 arası, ada halkının sieasta zamanı olduğunu ve genellikle tüm dükkanların bu saatlerde kapandığını, kimsenin dışarı çıkmadığını öğreniyorum.

EKPAZ’a vardığımızda da ortada kimseler yok. Yorgos beni gönüllülerin kaldığı binaya götürüyor. Burası tek katlı bir bina ve girer girmez sevimli bir oturma odasına açılıyor. Bunun dışında 8’er kişilik iki oda ve iki banyo – tuvalet var. Ben içeri girdiğimde play-station oynamakta olan ve tüm dilbilgisi kurallarını hiçe sayarak İngilizce konuşan, dağınık saçlı bir adam (Xristos) bana odalardan birinde bir yatak gösteriyor, nevresim ve yastık veriyor. Eşyalarımı yerleştirip bir duş aldıktan sonra etrafa bir göz atmak için dışarı çıkıyorum. İleride leylekler, flamingolar, martılar… Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yolculuğun sonunda işte EKPAZ’dayım.

Yaban hayatı rehabilitasyon nedir?
Kendi ellerinizle iyileştirdiğiniz yaralı bir kuşu özgürlüğüne kavuştursanız nasıl hissederdiniz? Onu gökyüzüne doğru bırakıp, yeniden uçtuğunu görseniz…

Yaban hayatı rehabilitasyon, yaralı, hasta veya öksüz kalmış yaban hayvanlarının (vahşi hayvanların) tedavi edilip doğal yaşam alanlarına geri bırakılmasına deniyor. Rehabilitasyon merkezine getirilen hayvanlar burada muayene ediliyor, teşhis konulduktan sonra gereken tedavi uygulanıyor ve hayvan doğaya geri bırakılmak üzere “rehabilite” ediliyor. Böylece, özellikle avlanma, elektrik telleri, otoyollarda arabaların çarpması gibi insan kökenli sebeplerle yararlanan bu hayvanlara yaşamak için ikinci bir şans verilmiş oluyor. Bunun dışında rehabilitasyon merkezleri o bölgedeki hayvan popülasyonları hakkında bilgi sahibi olunmasını, sürekli kayıt tutulmasını sağlıyor. Kuşlar halkalanıyor. Bölgedeki yaban hayat sürekli gözetim altında tutuluyor. Bu sayede hayvanların yaralanmalarına genel olarak neyin sebep olduğu tespit edilip buna göre önlem alınması mümkün oluyor.

Benim bu işe nasıl bulaştığımı merak ederseniz, o bambaşka bir hikaye. Ama EKPAZ’ın benim gibi, hayvanlara, doğaya düşkün, aynı zamanda yeni yerler görüp farklı ülkelerden insanlarla tanışmayı seven bir insan için bir “cennet” olduğunu söylemeliyim. Tabi eğer, duşları iki günde bir bozulan, yatakları gıcırdayan, kel bir arazinin ortasında, play-station dışında her türlü teknılojiden uzakta, hayvanların kafeslerini temizleyip, yerleri paspaslayıp, günün sonunda üzerinizdeki kıyafetlere nelerin bulaşmış olduğunu düşünmek bile istemediğiniz bir cennet varsa.

Hastane’de ilk çalışma günü
İlk gün beni acil durum bölümüne aldılar. Yapmamı istedikleri ilk şeyi duyunca ne biyolog olmamın, ne rehabilitasyonla ilgili katılmış olduğum sempozyumun, ne de bana verdikleri sertifikanın pek bir anlamı olmadığını kavradım: bulaşıkları yıka! Büyük olasılıkla okul yemekhanelerinde bulunabilecek türden, kocaman bir lavaboya doldurulmuş onlarca kap kacak, ama sorun çok olmaları değil, ne durumda oldukları. Su kuşlarının önceki günden kalan balıklı kapları ve daha neler… İlk birkaç günün sonunda, hastanede yemek ve su kapları hergün değiştirildiği halde bu balık kokusunu engellemenin bir yolu olmadığını anlamış olacaktım.

Gün boyunca bütün hayvanların beslenmesi, gereken tedavinin yapılması ve kafeslerin, kutuların temizlenmesi gerekiyor. Herhangi bir sebeple kendi başına yemek yemeyen bazı hayvanlar ise daha özel bir bakım gerektiriyor. Bu durum stresten, ağır yaralanmalardan, ya da çok genç yavrular için kendisini besleyecek anne babanın olmamasından kaynaklanabiliyor. Böyle hayvanları “zorla beslemek” gerekiyor. Örneğin bir kartalı kucağınıza alıp, kanatlarını ve pençelerini zaptedip, bir elinizle ağzını açıp diğer elinizle ağzına yiyeceği koymak ve yutmasını sağlamak zorundasınız. Kendi başına beslenmeyen bir hayvanın sonu, eğer siz onu beslemezseniz tabi ki ölüm. Rehabilitasyon bu sonuca göz göre göre gidilmesini önlüyor. Sonuçta yapılan bunca fiziksel ve zor işten, harcanan bu gönüllü çabadan ve zamandan sonra, bir hayvanın iyileşip doğaya geri bırakıldığını görmek tarifi olmayan bir mutluluk.

(Gelecek bölüm: İyileşen akbabaların eve dönüş macerası ve baykuşlar)

Bir yorum bırakın, görüşlerinizi herkes öğrensin