Türkiye’nin en köklü popüler bilim yayını Bilim ve Teknik, 1967 yılından bugüne yayınlanıyor. Ne var ki, Tübitak’ta uzun dönemdir devam eden siyasileşme söylemlerinin devamında gündeme atılan iddialar ve haberler, 469. sayısının dergi tarihindeki en çok konuşulan sayılardan biri olacağını düşündürüyor. (Okumaya Devam Et)
Kendimi bildim bileli okurum demek gibi bir iddialı bir başlangıç yapmak istemesem de, kendimi bildim bileli okuduğum bir gerçek. Evimizde babamın ve amcamın politik görüşlerine uygun olarak bir sürü kitap vardı –ne şans? Kitapların yanında ansiklopediler, dergiler… Bunlar vitrinde dururdu. Okunan kitabın herhangi bir özel yeri olmadığı için annem ortada bırakılmış olan kitabı gelişigüzel kaldırırdı. (Lisenin ilk yıllarında evdeki tüm kitapları sınıflandırdığımı ve sırtlarına etiketler yapıştırdığımı hatırlıyorum.) Babam okurdu, kardeşim okurdu, annem okumazdı, amcam Almanya’dan Türkiye’ye tatil için gelirdi ve bizim onu sıkboğaz etmediğimiz zamanlarda okurdu –sabah uyandığımda yatakta kitap okurken bulurdum onu çoğu kez. Kitap okunan bir aileydi benimki. (Okumaya Devam Et)

Öykü bu ya, dünyayı kurtarmak isteyen kadın (Dükik) ve Göhramon, evrim kuramının onyıllardır dünyada ve Türkiye’de çeşitli beyin yıkama yöntemleri ile “çürütüldüğüne” halkın inandırılmaya çalışılmasından (ve dahi bunun ciddi bir başarıya ulaşmakta olmasından) sıkılmış, kendi üzerine düşeni yapmak için gönüllü olarak bir araya gelmiş bir grup bilimsel araştırmacıdan iki tanesidirler. İlk iş olarak evrim kuramını sade ve keyifli bir dille anlatan İngilizce bir websitesini Türkçe’ye çevirmeye karar vermişler, bu iş için haftasonlarını, boşvakitlerini ayırmakta, harıl harıl çalışmaktadırlar. Bu sırada bilimin hastalıklara çareler bulduğunu, bunu yaparken evrim kuramından faydalandığını, evrim kuramı olmadan yaşambilimde hiçbir şeyin anlam ifade etmediği durumunu görmezden gelenler, çalışmalarına harıl harıl devam etmektedirler. Okullarda bilimsel süsü verilmiş belgesellerin izletilmesi, yalanlarla dolu kitapların çocuklara bedava verilmesi durumları seneler önce olduğu gibi hala gerçekleşmektedir. Günlerden bir gün, yine benzeri bir etkinliğin, şehirlerden bir şehirde valilik izni ile gerçekleştiğini duyan Dükik, derin düşüncelere dalar. Karşı karşıya olunanın, üç beş akademisyenin bir araya gelip, dirsek çürütüp, kafa yorup, eğlenmek yerine çeviri yapmaları ile üstesinden gelinemeyecek bir güç olduğu ortadadır. Peki ama, akıntıya karşı kürek çekmek ise bu, neden kürek çekmeye devam etmektedir? Neden uğraşmaktadır, neden güneşli bir pazar öğleden sonrasını Mississippi kenarında çimlerde güneşlenip güzel bir roman okuyarak geçirmek yerine, odasına kapanıp sırtını kamburlatarak çeviri yapmakla geçirmektedir? Düşünceler kafasını çatlatıverecek gibi olunca, sevgili arkadaşı Göhramon’a bir mektup yazmaya karar verir. (Okumaya Devam Et)
Maçta birisi sahaya atlar, rakip oyunculara ya da hakeme saldırır; takım ceza alır, seyircisiz maç oynar… (Okumaya Devam Et)
Kuzey şehirlerine tek başıma yaptığım yolculuklar pek keyiflidir. Şundan ya da bundan değil, “kent pencereleri”nden… Anlaşılmadı, değil mi? Anlatmaya çalışayım. (Okumaya Devam Et)
Size “kanserin kesin tedavisi bulundu, fakat ilaç şirketlerinin ticari kaygılarına takıldı, üzgünüm” desem ne derdiniz? Birisi bana gelip bunu deseydi ne derdim bilemiyorum. Zira New Scientist isimli popüler bilim dergisinin 20-26 Ocak 2007 tarihli sayısını okuduktan ve ardından yaptığım araştırmadan sonra ne diyeceğimi bilemedim. (Okumaya Devam Et)
Bir dönemler bizim mahalledeki “gençler”, “kız oyunu” diye bilinen lastik ve sek sek ile de hayli ilgilenmiştik. Yoğurtçular, şerbetçiler (bunu attım galiba) vb enteresan kategorileri vardır lastiğin, bilen bilir… (Okumaya Devam Et)

Hikâye bu ya, 2001 yılının yazında Jose-Manuel Thomas Artur Chao’nun en büyük derdi, yakında çıkaracağı albümüne bir isim bulmakmış. Bir sürü isim gelmiş akıllara, ama olmayınca olmuyor işte! Bir türlü albüme yaraşır, akılda kalacak türden bir sözcük dizesi bulunamıyormuş… (Okumaya Devam Et)
Klasik bir giriş cümlesi arayışım, Amerikalıların bize ettikleri tarzı bir başlangıç ile bir pazarlama devi nasıl olunur başlığı arasında gidip gelmeli bir durum yaratıyor kafamda. Hani, site üstündeki mevzular derinleştikçe bu yazı biraz hava yapıyor beynimde. Kurtulmak istedikçe, yarım bırakmanın suçluluğu daha bir ağırlaştırıyor bedenimi. Sözü uzatmaya değmeyecek bu noktada, alın bir yudum bütün dertleriniz bitecek şeklinde, bir kereden hiç birşey olmazlarla başlanan bir alışkanlık bu çoğunluğun beynindeki. (Okumaya Devam Et)

http://www.gazeteoku.com/ sitesinden aldığım bilgiye göre Türkiye’de 33 adet günlük gazete var. Bu gazetelerdeki köşe yazarı sayısı ise 10- 50 arasında değişiyor. Yani kaba bir hesapla ortalama 1000 adet köşe yazarımız var Türkiye’de. Buna haftalık ve aylık yayınlanan dergiler, süreli yayınlar, akademik yayınlar ya da yerel gazeteler dahil değil! (Okumaya Devam Et)
