Kendimi bildim bileli okurum demek gibi bir iddialı bir başlangıç yapmak istemesem de, kendimi bildim bileli okuduğum bir gerçek. Evimizde babamın ve amcamın politik görüşlerine uygun olarak bir sürü kitap vardı –ne şans? Kitapların yanında ansiklopediler, dergiler… Bunlar vitrinde dururdu. Okunan kitabın herhangi bir özel yeri olmadığı için annem ortada bırakılmış olan kitabı gelişigüzel kaldırırdı. (Lisenin ilk yıllarında evdeki tüm kitapları sınıflandırdığımı ve sırtlarına etiketler yapıştırdığımı hatırlıyorum.) Babam okurdu, kardeşim okurdu, annem okumazdı, amcam Almanya’dan Türkiye’ye tatil için gelirdi ve bizim onu sıkboğaz etmediğimiz zamanlarda okurdu –sabah uyandığımda yatakta kitap okurken bulurdum onu çoğu kez. Kitap okunan bir aileydi benimki. (Okumaya Devam Et)
13 Yorum...
Ne hissediyor insan 1956′da yazılmış bu öyküyü ilk defa okuduğunda?[1] Bir başkası mı yazmış bunu (ama kitabın kapağında Borges’in adı var)? Kurgusu ne garip! Niye her şey ötekinin (Borges’in?) başından geçiyor? Öteki gerçek mi? Bu ve bunun gibi sorular rahatsız ediyor mu sizi de? İşte öyküde öbürü temasının yan etkilerinden bazıları! (Okumaya Devam Et)
Çehov’un annesi oğlunun mezarı başında tam da Çehov’un bir öyküsünün sonuna koyabileceği şu sözleri söyler: (Okumaya Devam Et)
