Maçta birisi sahaya atlar, rakip oyunculara ya da hakeme saldırır; takım ceza alır, seyircisiz maç oynar… (Okumaya Devam Et)
Kuzey şehirlerine tek başıma yaptığım yolculuklar pek keyiflidir. Şundan ya da bundan değil, “kent pencereleri”nden… Anlaşılmadı, değil mi? Anlatmaya çalışayım. (Okumaya Devam Et)
moleschino‘da genelde güncel ile ilgili yazmıyoruz. Böyle bir kuralımız olduğundan değil, güncelin dayanıksızlığından ve bizim de tüketim için değil sürekli kullanım için birşeyler yapmayı sevdiğimizden. Benim de elimde üzerinde çalışmakta olduğum böyle kalıcı birşeyler vardı, onlarla zaman zaman ilgilenir haldeydim. Ama artık dayanamadım ve güncele değinen birşeyler yazmak istiyorum, çünkü “tehlikenin farkındayım”… (Okumaya Devam Et)
Geçen haftasonu tüm Pardus ekibi olarak 5. Linux Şenliği‘ndeydik, Ankara’da. Ben de sevgili Barış Metin gibi tembellik yaparak sunum vb. işlerinden uzak durmaya çalıştım, hatta bir tehlikeyi Barış’ı kurban ederek savuşturabildim. Yalnızca bir panelde 15-20 dk’lık bir yerim vardı, onu da işkembe-i kübradan hallettik. Ama son gün Barış’ın (Tembel) Fotoğrafçı Penguenin Alet Çantası seminerinden devşirme paneline konuşmacı olarak bulaşmaktan kurtulamadım. Beni, sağolsunlar, “tarihin derinliklerinde fotoğraf işi nasıl yapılırdı” bağlamında konu mankenliği yapmak üzere davet etmişlerdi panele. Ben de beklentilerini boşa çıkarmayarak agrandizörlerden filan bahsettim ve netekim konuşma sırasında “körük” sözcüğünü kullandım. (Okumaya Devam Et)
Bahar, doğanın (yeniden-)canlanışı demek, tam bir rönesans… Özellikle İstanbul’da baharın adımlarını ağaçlara bakarak izlemek ne güzel. Önce, özellikle Adalar’da, mimozalar haberini verir yaklaşan baharın. Hafta sonlarında Bostancı meydanında ellerinde sapsarı mimoza demetleri ile dolmuşlara ya da trene seğirten insanlar görünce kafanızı kaldırıp mevsimi algılama gereksinimi duyarsınız. Daha Şubat’tır oysa, havalar soğuk, günler kısa… Ama hayır, aslında bahar geliyor, kabuğunu kırmak üzere. Az kaldı… (Okumaya Devam Et)
Yakın zamanda İstiklal Caddesi’ne yolunuz düştü mü bilemem. Ama düştüyse Fransız Kültür Merkezi’nin önünden geçerken kulağınıza kuş sesleri çarpmıştır mutlaka. Çocukluğumuzdan bildiğimiz, hani şu meşhur “ovalara yayılan” kuş seslerinden bahsetmiyorum. Bunlar resmen çığlık, hatta feryat! Ya sayılarının çokluğundan öyleymiş gibi geliyor, ya da gerçekten zavallı kent kuşları onlara reva gördüğümüz eziyeti çığlık çığlığa protesto ediyorlar. Sanki “Ne oldu da, yol boyunca, ufak ve tefek de olsa, bizlere birer sığınak oluşturan şu cüce ağaçları yok ettiniz? Şimdi de sığamıyorsunuz caddelere, bize ettiğinizle kaldınız…” diyorlar. Kuşlar mutsuz, çığlıklarını duyabiliyor musunuz? (Okumaya Devam Et)
Moleschino kurallar manzumesine göre etkinlik göstermeyen listeden çıkıyormuş. Ben de biraz nafile turlarına başlayan elektronik ve kâğıt belgeleri karşılaştıracağım başeserimin tamamlanmasını beklemeden kuyuya ufak bir taş atayım dedim. (Okumaya Devam Et)
