Evrim ve İnanç - John F. Haught’un konuşması (1. bölüm)

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim, Din, Korteks ile işaretlenerek gönderildi (9 Aralık 2008)


Önnot: Bu yazı kişisel blogumla eş zamanlı yayınlanmak üzere Moleschino’ya uyarlanmıştır.
(Okumaya Devam Et)

Dünyayı kurtarmak isteyen kadın ile Göhramon’un sohbetleri

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim, Hayat, Korteks ile işaretlenerek gönderildi (6 Haziran 2008)

Öykü bu ya, dünyayı kurtarmak isteyen kadın (Dükik) ve Göhramon, evrim kuramının onyıllardır dünyada ve Türkiye’de çeşitli beyin yıkama yöntemleri ile “çürütüldüğüne” halkın inandırılmaya çalışılmasından (ve dahi bunun ciddi bir başarıya ulaşmakta olmasından) sıkılmış, kendi üzerine düşeni yapmak için gönüllü olarak bir araya gelmiş bir grup bilimsel araştırmacıdan iki tanesidirler. İlk iş olarak evrim kuramını sade ve keyifli bir dille anlatan İngilizce bir websitesini Türkçe’ye çevirmeye karar vermişler, bu iş için haftasonlarını, boşvakitlerini ayırmakta, harıl harıl çalışmaktadırlar. Bu sırada bilimin hastalıklara çareler bulduğunu, bunu yaparken evrim kuramından faydalandığını, evrim kuramı olmadan yaşambilimde hiçbir şeyin anlam ifade etmediği durumunu görmezden gelenler, çalışmalarına harıl harıl devam etmektedirler. Okullarda bilimsel süsü verilmiş belgesellerin izletilmesi, yalanlarla dolu kitapların çocuklara bedava verilmesi durumları seneler önce olduğu gibi hala gerçekleşmektedir. Günlerden bir gün, yine benzeri bir etkinliğin, şehirlerden bir şehirde valilik izni ile gerçekleştiğini duyan Dükik, derin düşüncelere dalar. Karşı karşıya olunanın, üç beş akademisyenin bir araya gelip, dirsek çürütüp, kafa yorup, eğlenmek yerine çeviri yapmaları ile üstesinden gelinemeyecek bir güç olduğu ortadadır. Peki ama, akıntıya karşı kürek çekmek ise bu, neden kürek çekmeye devam etmektedir? Neden uğraşmaktadır, neden güneşli bir pazar öğleden sonrasını Mississippi kenarında çimlerde güneşlenip güzel bir roman okuyarak geçirmek yerine, odasına kapanıp sırtını kamburlatarak çeviri yapmakla geçirmektedir? Düşünceler kafasını çatlatıverecek gibi olunca, sevgili arkadaşı Göhramon’a bir mektup yazmaya karar verir. (Okumaya Devam Et)

Mulholland Drive

B. Duygu Özpolat tarafından Sanat, Sinema, Ustalara Saygı ile işaretlenerek gönderildi (4 Mayıs 2008)

mulholland_drive_4.jpg

(Not: bu yazının “Film bir aşamaya kadar…” diye başlayan paragrafı, Mulholland Dr. ile ilgili “filmde katil uşak - yani spoiler” bilgileri içermektedir. Eğer filmi izlemediyseniz, o paragrafı atlayarak da pekala bu yazıdan keyif alabilirsiniz. Öykü biraz kopuk kalabilir, ama David Lynch ile ilgili bir yazıda böyle bir durum olsa olsa “anlamlı” olur.) (Okumaya Devam Et)

Entel Yapbozu

B. Duygu Özpolat tarafından Kitap, Kültür, Müzik ile işaretlenerek gönderildi (9 Ekim 2007)

Neden Afrikalı Kurbağa?

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim, Doğa, Tarih ile işaretlenerek gönderildi (20 Mayıs 2007)
01-lab-1.jpg

Pek çoğumuz farenin bilimsel deneyler için kullanıldığını biliriz. Fakat manyak bilim adamlarının eline düşen tek hayvan sevimsiz fare değil malesef. Daha önce meyve sineğinin bilim alemindeki renkli kişiliğinden bahsetmiştim. En az fare ve meyve sineği kadar popüler diğer model organizmalar arasında sıçan, toprak solucanı, kurbağa, zebrabalığı, denizkestanesi, tavuk gibi hayvanlar var (bitkilere ve tek hücrelilere hiç girmiyorum bile). (Okumaya Devam Et)

Hutu’lar ve Tutsi’ler

B. Duygu Özpolat tarafından Dünya Ülkeleri, Politika, Savaş, Tarih ile işaretlenerek gönderildi (20 Kasım 2006)

Her Moleskine’in bir (ya da birkaç) yaprağına uzun uzun not düşülmesi gerektiğine inandığım bir olay bu: Ruanda Soykırımı. Bu yüzden aslında kendi blogum için yazmış olduğum bu yazıyı, Moleschino’da da yayınlamaya karar verdim. (Okumaya Devam Et)

Tek gözlü devler filden geliyor!

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim, Kültür ile işaretlenerek gönderildi (11 Eylül 2006)

cuce fil

Yunan Mitolojisi’nden pek anlayan bir insan değilim. Fakat yukarıdaki resimde gördüğünüz kafatasını bulan bir grup Eski Yunanlı’nın, bu kafatasının “tek gözlü bir dev”e ait olduğu yönünde hikayeler uydurmuş olmaları bana çok mantıklı geliyor. Hangimiz olsak (her taşın altından bir mitin, her olayın ardında yatan bir tanrının olduğu o dönemlerde) bu kafatasının sahibinin bir dev olduğuna, üstelik de alnının ortasında bir tek gözü olduğuna yeminler ederdik. Anlattığımız hikaye kulaktan kulağa yayılır, tek gözlü dev Kiklop (Tepegöz/Cyclops) da bu şekilde doğmuş olurdu. (Okumaya Devam Et)

Paşa Bellek*

B. Duygu Özpolat tarafından Kitap, Kültür ile işaretlenerek gönderildi (9 Temmuz 2006)
Tutunamayanlar

Herhalde kitaplarını ödünç alıp getirmeyenlere lanetler yazacak, ya da kitapları için “ex libris”ler tasarlayacak kadar kitaplara düşkün her insanın, kitap ayraçlarıyla da arasında farklı bir sevgi bağı bulunmaktadır. Kimileri sırf keyiften kullanır ayraçları, kimileri sayfaların kıvrılmasından, iz olmasından takıntı derecesinde hazzetmez. Aslında ayraçların ilk ortaya çıkışları da bu sebeple olmuştur sanırım. Yani, eski zamanlarda, üç beş kopyası bulunan elyazması kitapları okuyanların, kaldıkları yeri hatırlayabilmek için sayfa kenarı kıvırma tekniğini kullandıklarını hayal dahi edemiyorum. İşte bu yüzden matbaadan önce kitap ayracını “icad etmiş” insanoğlu. (Okumaya Devam Et)

Bir bedende iki insan: sağ beynin sol beyne isyanı

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim ile işaretlenerek gönderildi (12 Haziran 2006)

“Trevor Samsa, bunaltıcı rüyalardan uyandığı bir sabah, sol elinin sağ eline isyan edip “kendi kafasına” göre takılmaya karar verdiğini farketti. Doktorlar, tedavi için birkaç gün önce geçirdiği “callostomy” ameliyatının “yabancı el sendromu*”na yol açabileceği konusunda onu uyarmışlardı. Ameliyat öncesi ağır epilepsi hastası olan Trevor doğrusu, sol elinin kendisini boğmaya çalışacak kadar yabancılaşağını düşünmemişti. Evet, bunaltıcı rüyalar sandığı şey aslında gerçekti: gece sol eli, kendi sol eli, Trevor’u boğmaya yeltenmişti!” (Okumaya Devam Et)

Kalbikırık Van Gogh’la Ken ve Barbie’nin Ucuz Flörtü

B. Duygu Özpolat tarafından Bilim ile işaretlenerek gönderildi (16 Mart 2006)

Hani sıcak yaz günlerinde, es kaza ortalıkta bırakmış olduğunuz elma koçanlarına üşüşen minik sinekler vardır. Karasinek kadar mide bulandırıcı değillerdir, vızıldamazlar, ama yine de sinektirler, ve biz insanlar sineklerden hoşlanmayız. Oysa ki, hayat ne garip; biyoloji, keşfettiği binlerce geni; tıp, biyolojinin keşfettiği genlerden yola çıkarak pek çok hastalığı tanımlamış ve o hastalıkların kimilerine çareler bulmuş olmayı, bizler de o çareler ile iyileştirilmiş olmayı aslında bu küçük ve yer yer “iğrenç” hayvana borçluyuzdur da bilmeyiz. (Okumaya Devam Et)

Sonraki sayfa »