Önnot: Bu yazı kişisel blogumla eş zamanlı yayınlanmak üzere Moleschino’ya uyarlanmıştır.
Georgetown Üniversitesi’nde ilahiyat (teoloji) profesörü olan John F. Haught geçtiğimiz perşembe bizim okulda “Evrim ve İnanç” (Evolution and Faith) başlıklı bir konuşma yaptı. Wikipedia’nın dediğine göre uzmanlık alanı sistematik ilahiyat olan Haught özellikle bilim, kozmoloji, ekoloji ve evrim ile dini uzlaştırma konularıyla ilgileniyormuş. Haught, bilim (özellikle evrim) ve din konularında pek çok kitabın da yazarı. Bu konuşmayı heyecanla bekliyordum, fakat bu sözüm, okuyanlar üzerinde Haught’un hayranı olduğum gibi bir izlenim bırakmışsa baştan söyleyeyim: değilim (kolay kolay kimsenin hayranı olamadığımı aktör resimleri bile biriktiremediğimi anlattığım şu yazıda inceleyebilirsiniz sevgili okuyucu). Konuşmanın beni heyecanlandırması “Bilim ve dini bir araya getirmek mümkün müdür” konusunda düşünmek için maaş alan birinin benim kafamdaki sorulara cevap olabileceğine dair umutlarımın olmasındandı. İronik olan, ortada bir çeşit “zamanda yolculuk” paradoksunun bulunması aslında. Zira eğer dünya üzerinde bir insan bu soruya düzgün bir cevap bulabilmiş olsaydı, ya da bu soru gerçekten cevaplanabilir olsaydı, o zaman zaten ben bu soruyu soruyor olmazdım.
Bu arada uzun zamandır yazmayı planladığım “Bilim ve Din” konulu yazıyı niye yazamadığımı anladım: bu konuda daha öğrenecek çok şeyim var, ve fikirlerim tabiri caizse her dakika evrim geçiriyor. Sanırım iki hafta sonra saçma bulacağım bir şeyleri buraya yazmak gelmiyordu içimden. Sonunda şuna karar verdim: Ailenizin biyologu Düygü olarak New Orleans’tan bildireceğim ve John F. Haught’un konuşmasının önemli bulduğum kısımlarını tarafsız bir şekilde aktarmaya çalışacağım, fakat araya kendi yorumlarımı gireceğim (renkli yazılar benim yorumlarım). Haydi bakalım başlıyoruz:
Haught konuşmasına “Halkların evrim kuramını kabul etme oranı” çalışmasının ünlü çizelgesi ile başladı (hani Türkiye’nin en sonda, ABD’nin de Türkiye’den bir üstte, sondan ikinci sırada yer aldığı şu çizelge). Kısaca ABD’deki anti-evrim çalışmalarına okullarda evrim kuramının yanı sıra akıllı tasarımın da anlatılmasına ilişkin davalardan birine değindi – ki kendisi de bu davada bilirkişi olarak ifade vermiş, ve tavrını akıllı tasarımın bilim olmadığı, evrim kuramı ile birlikte bilim derslerinde okutulmaması gerektiği yönünde koymuştu. (İnançlı bir ilahiyatçıdan bu sözleri duyan mahkeme yola gelmişti). Akıllı tasarım için “İyi bilim olmadığı gibi, iyi teoloji de değil.” dedi ve aşağıdaki karikatürü göstererek ekledi:
Akıllı tasarım ile evrim kuramının bilim derslerinde birlikte öğretilmesini istemek, kimya ve simyanın, nöroloji ve frenolojinin, astronomi ve astrolojinin, fizik ve büyücülüğün de birlikte okutulmasını istemeye benziyor.

Bu noktada bilimsel ve dini kavramları birbirleri ile karşılaştırmanın, ya da bu kavramların birbirlerine karıştırılmalarının yanlışlığından ve bunun malesef ne kadar sık yapıldığından bahsetti. Medyanın da -haliyle- her zaman en uç noktadaki insanlara odaklanan haberler yaptığını, bu durumun da insanlarda daha ılımlı kişilerin varolmadığı izlenimini doğurduğunu söyledi (Richard Dawkins, ismi lazım değil Hoca vs vs). Sonra “İlahiyat evrim ile uyuşabilir mi/birlikte olur mu?” gibi bir soru sordu ve bunun açıklamasını katmanlarla yapmamız gerektiğini söyledi -ki bence konuşmanın en önemli ve güzel kısımlarından biri buydu, çünkü aklımda uzun zamandır olan bir fikri çok basit ve çarpıcı bir şekilde anlatmanın bir yoluydu bu-. Bunu yapmak için bir başka düşünürden alıntıladığı bir metodu kullandı.
Bu katmanlı açıklama metodu şöyle işliyor (kendisinin verdiği örnekleri aynı şekilde aktarıyorum):
Bir kapta su kaynadığını görüyoruz ve önce bir soru soruyoruz:
“Kaptaki su niye kaynıyor?”
Olası cevaplar şunlar olabilir:
Cevap 1: Çünkü, moleküller bu sıcaklıkta belli bir hareket halindeler.

Cevap 2: Çünkü ocağı yaktım.

Cevap 3: Çünkü canım çay istiyor.

Bu üç cevap da, sorulan soruya verilebilecek geçerli cevaplardır. Fakat bu cevapları birbirleri ile karşılaştırmak anlamsızdır.
Bir başka soruyu ele alalım:
“Dünya üzerinde neden bu kadar çok canlı türü var?”
Cevap 1: Doğa tarihi boyunca meydana gelmiş olan türleşme olayları yüzünden.
Cevap 2: Doğal seçilim yüzünden.
Cevap 3: İlahi kudretin ve takdirin doğaya kendini üretebilme yeteneğini bahşetmiş olması yüzünden.
Burada her parantez, soruya farklı bir boyuttaki yaklaşımı, ve bu farklı boyutların birbirileri ile alakası olmadığını simgeliyor. Cevapların birbirleri ile uyumsuzluğundan bahsetmenin anlamı yok, çünkü farklı katmanlarda ele alınmalılar. Amerikalıların dediği gibi: elmalarla portakalları karşılaştırmamak gerek.
Bu noktada Haught diyor ki: Akıllı tasarımın en büyük hatası, bilime ait olan bölmeye/paranteze zorla girmeye çalışması.
(Haught’un konuşmasının kalanına yazının ikinci bölümünde döneceğim).
Eğer daha önce yazdığım bir yazıya Furkan isimli okuyucudan gelen yorumları takip etmişseniz, kendisine sabırla tekrar tekrar “Evrim kuramını anlamak, öğrenmek imanlı bir müslüman (ya da başka bir dinin inananı) olmaya engel değildir” derken özünde söylemeye çalıştığım aslında buydu. Bu okuyucunun yorumlarındaki tavrı ne kadar kışkırtıcı olursa olsun, onunla kavgaya tutuşmak yerine, tüm istediğim, ona ve benzeri durumda olanlara yukarıdaki gibi bir ayrımı yapmalarının, herkese huzur verecek bir bakış açısı olduğunu anlatmaya çalışmaktı.
Bu arada, eğer aklımdaki Bilim ve Din yazısını daha önceden tasarladığım gibi yazmış olsaydım (Furkan Bey’e de seslenerek) muhtemelen şunları söyleyecektim:
Hem Kuran-ı Kerim’de hem de İncil’de Dünya’nın düz olduğunu ima eden ifadeler olduğunu söyleyebiliriz. (örnek: Kehf/18/86. Sonunda Güneş’in battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü). Kutsal kitapları biraz derinden inceleyen herkes günümüzde artık bilimsel kesinliği olan, (dünyanın yuvarlak olması gibi) kimsenin inkar edemeyeceği gerçeklerle çelişen ifadeleri rahatlıkla bulabilir. İnsanların bir zamanlar Dünya’nın düz bir dörtgen olduğunu düşündüklerinin bir göstergesi de dildeki “Dünya’nın dört bir yanı/köşesi” gibi ifadelerdir mesela (yuvarlak olduğu düşünülen bir şey için neden “dört köşesi” gibi ifadeler kullanılsındı?). Amacım “kutsal kitaplar şimdi bize anlamsız gelen şeyler söylüyor” diyerek kitapları karalamak değil (zira kitaplardaki cümleleri “insanlar” yanlış yorumluyor olabilir de diyebiliriz). Amacım şu: Bir zamanlar insanlar, kutsal kitaplardaki bir takım ifadelerden yola çıkarak Dünya’nın düz olduğuna, tüm yıldızlar gibi Güneş’in de Dünya’nın etrafında döndüğüne, yani evrenin merkezinin Dünya olduğuna inandılar. Hatta bu inançları uğruna bilim insanlarını cezalandırdılar. Fakat eninde sonunda, bilimin sunduğu kanıtlar artık yadsınamaz hale geldiğinde (zira bir noktadan sonra uzay mekiğinden çekilen Dünya fotoğrafına bakıp kimse “Dünya düzdür” demeyi göze alamıyordu, gerçi birileri “Dörtgen değil tepsi gibi düz!” diyebilirdi, ama nedense bunu kimse yapmadı) insanlar Dünya’nın yuvarlak olduğu fikrine alıştılar, alışmak zorunda kaldılar. Ama bu durum onları dindar olmaktan alıkoymadı. Bana kalırsa evrim kuramı konusunda da bundan belki 100 yıl sonra benzeri bir durum yaşanıyor olacak.
Bir biyolog olarak gönül rahatlığıyla diyorum ki, evrim kuramının saçmalık olduğunu söyleyenler Dünya’nın düz olduğunu söylemekten farklı bir şey yapmıyorlar. Fakat yine diyorum ki evrimin sapasağlam bilimsel bir kuram olması dindar bir insan olmaya engel değil. Bunu yaşayabilmek için 100 yıl beklemeye ne gerek var? Dindar bir insansanız, ve öyle kalmak istiyorsanız, inancınızı bilim ile çelişkisiz hale getirmeye çalışmayın. Bilimdeki yenilikler o çelişkileri her zaman yaratacak (bugün evrim yarın başka bir kuram). Bilimin inancınızı haklı çıkaracak bulgularla karşınıza çıkmasını da beklemeyin. Bilimin söylediklerinin üstüne kendiniz bir kat daha çıkın, bilim katmanının size açıkladığı şeylerin farklı olduğunu, dini katmanınızın bu bilimsel açıklamalara yeni bir boyut getirdiğini, bunları ayrı ayrı yaşamanız ve öğrenmeniz gerektiğini hatırlayın. Çünkü inancınıza ters düşüyor gibi görünen bilimsel kuramlar her zaman olacak.
Dindar bir insan değilseniz, kimi insanların bilimin üzerine bir parantez daha açıp hayata istedikleri anlamı katmakta özgür olduklarını, bunun onlara ait bir tercih olduğunu hatırlayın. Katmanları birbirine karıştırıp işleri bulamaç haline getirmeye çalışmadıkları sürece problem yok.
…. falan filan. Fakat Haght’un konuşmasından sonra bu konunun tam olarak düşündüğüm gibi olmayabileceğini, ve tüm bunları sağlam fikirlerimmiş gibi ortaya atmadan önce konu hakkında biraz daha kafa yormak istediğimi anladım. Sonuç olarak yukarıda yazılanları değiştirme hakkımı saklı tutuyorum. Ama şimdilik bunlarla idare edeceğiz gibi görünüyor
Yazının ikinci bölümünde Haught’un konuşmasının kalanında söylediklerine, ve bunların bana düşündürdüklerine yer vereceğim.
Not: Pek sayın ve sevgili A. Meren Urat‘la yaptığımız fikir teatileri olmasa, bu kadarını yazacak kadar bile berraklaştıramazdım konuyu kafamda. Kendisine yüzlerce teşekkkürü bir borç bilirim.


Kehf Suresi 87. ayetin tam meali:Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın.”-
Demişsiniz ki;”Kutsal kitapları biraz derinden inceleyen herkes günümüzde artık bilimsel kesinliği olan, (dünyanın yuvarlak olması gibi) kimsenin inkar edemeyeceği gerçeklerle çelişen ifadeleri rahatlıkla bulabilir.” (Bence tam tersi)
Herhalde “bence tam tersi” deyişinizin meali şu:
“Bilimi derinden inceleyen herkes günümüzde kimsenin inkâr edemeyeceği dini ifadeleri rahatlıkla bulabilir”.
Ya da şu olabilir belki:
“Kutsal kitapları derinden inceleyen herkes günümüzde kimsenin inkâr edemeyeceği bilimsel ifadeleri rahatlıkla bulabilir”.
“Meal“ler çoğaltılabilir.
Örneğin bu gün Hudalfa ilkini söylüyorken yarın bir gün bir başkası çıkıp “Hayır, Hudalfa aslında ikincisini kast etmişti” deyip ortaya bir tasvir atabilir.
Aynı şekilde birisinin “o zamanlar ‘deniz’, ‘okyanus’ nedir bilmiyordu kimse, hatta ‘ufuk’ kavramı henüz yoktu ortada, bu yüzden Zülkarneyn Güneş’i batarken bulmadı, onu kara bir balçıkta batar buldu” diyerek mevzuyu çözebilir.
Bilimsel ve dini ifadelerin birbirleri ile hiç bir ilgisi olmamasının sebebi de bu. Çünkü bilimsel bir ifadenin doğruluğu yanlışlığı tartışılabilir, fakat ortaya konulan düşünce yoruma, meale yer bırakmaz. Yazı da zaten “din iyidir, bilim kötüdür” ya da “bilim iyidir, din kötüdür” polemiği yapmadan bunu söylüyor. Bu açıdan güzel bir örnek olmuş bizi kara bir balçıkta batma sözünü alıp aslında güneşin okyanusta battığına tercüme eden bir alıntıya ulaştırmanız.
Dine bilim penceresinden bakarsanız bilimsel açıdan hatalı şeyler görebilirsiniz. Bilime din penceresinden bakarsanız dini olarak hatalı şeyler görebilirsiniz. Yapılması gereken şey çapraz referanslar vermemek, dinin ve bilimin birbirinden farklı bakış açıları olması nedeni ile birbirlerini kendi pencerelerinden değerlendiremeyeceklerini kabul etmek bence. Tabi bunu bu şekilde kabul etmek için hem bilim hem de din tarafından 40′ar fırın ekmek yemiş olmak gerekiyor, insanlar ya bilim ya da din konusunda cahil kaldıklarından bu pek mümkün görünmüyor ne yazık ki.
07.10.2006 - Sevgi YÜKSEL - Evrimin ışığında inanç ve akıl
çok güzel olmuş.
cok guzel yazi, aklina saglik..
ruhani degerleri ve bilimi hayatinin entegre bir parcasi olarak korumak isteyen birey icin farkli cerceveler fikri dogru bi baslangic gibi.. ama, kendi icinde tutarli bir hayat anlayisi gelistirebilmek icin bu farkli cercevelerin birbiri icerisinde yuvalanmis olmasi gerekli degil mi? (Cevap3 kapsar Cevap2′yi, Cevap2 kapsar Cevap1′i seklinde..)
cerceveler arasi celiskileri duzenlemenin bir yolu bu yuvalanmayi icten disa* dogru artan bir esneklikte olusturmak olabilir mi? Sonucta her cercevede bildigimiz bilmedigimizden daha az ve cerceveler arasinda bu esneklige elverisli epey bir gri-alan mevcut.. saniyorum toplum ve birey bazinda ‘dinin reformu’ ve ‘bilginin ahlaki’ ancak bu esneklikle ve zamanla yerine oturur..
onerim su: bireyin ve toplumun ruhani ve materyal butunlugunu korumasi ancak bu cerceveler arasi esnekligi on gormesiyle mumkun.. ve sanirim bu esnekligi olusturmak her bireyin kendi sorumlulugu..
??
yazinin devamini merakla bekliyorum..
* icten disa dogru artan bir esneklik dememin sebebi: bilim yapisi geregi bu esneklige elverisli - gri alandaki varsayimlar/denemeler kolay curutulebilir.. ancak degillemeler sonucsuz kaldikca bu denemeler kaliplasir ve katilasir, dolayisiyla gri alandan cikar ve esnekligini kaybeder.. yani her alt cercevede tutarlilik kazanan bilgi ust cerceveyi buna uymaya yani esnemeye zorlar.. diye dusunuyorum
Bilemiyorum yazacaklarım bu konuya ne kadar uygun ama şunları söylemek isterim. Bilim-din tartışmalarının dışında, hatta dini de bir kenara bırakarak düşünecek olursak, evminin model olarak kötü ama eldeki tek model olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan evrim modeli çerçevesinde bilimsel çalışmalarını sürdüren insanlara saygı duyuyorum. Ama evrimin matematiksel sağlamlık açısından çok tutarsız olduğu gerçeğini de göz ardı edemem. Biyolojijk sistem lerle çok daha uyum içinde bir model bulunabilirse aslında bilim adamları açısından felsefi problemler de dert olmaktan çıkar. Hasılı bilimsel bir teze karşı çıkmakla kör bir karşıtlığı da birbirinden ayırmak lazım. Bu açıdan benim sözlerimin analitik düşüncenin ürünü olduğu belirtmekte fayda var.
Aslında daha kapsamlı bir karşılaştırmada bilimsel anlamda teorem, teori, kanun, model ve senaryonun tam tanımı dahilinde konuşmak en önemlisi olurdu. Yanlış anlaşılmasın, sitenin editörü civarında değil, okurları kapsayan bir değerlendirme için bu gerekli. Bu anlamda evrimin hangi kavramla karşılanıyor olduğu da önemlidir. Eğer tam olarak söylemek gerekirse evrim bilimsel anlamda bir kısmı gelişmiş bir kısmı eski kalmış bir modeller bütününü kapsayan bir senaryodur. Tıpkı Big Bang gibi bir evren model kurarsınız ve buna ugun senaryo da büyük patlamadır. Bunun bilim olmadığı söylenemez. Ama buna bir tapıt muamelesi yapmak da, tam da körü körüne karşı çıkanlarla aynı duruma düşüyor olmak demektir.
Neticede bilim denemelerle ve yanılgılarla gelişir. Bu anlamda bilim adamlarımıza saçma sözler söylemek yerine onları takdir etmek gereğine inanıyorum. Çünkü o çalışmalar dışarıdan görüldüğü gibi değil ve gerçekten zor, tabir caizse kafa patlatılarak yapılan işlerdir.
Merhaba Avni Bey,
Yorumunuza teşekkürler. Bazı eklemeler yapmak isterim:
En azından 8 senedir biyolojik bilimlerin içinde bir insan olarak (bu alanda doktorasını yapmakta olan bir kişi olarak), evrim kuramının herhangi başka bir kuram kadar geçerli ve sağlam olduğuna sizi temenni ederim. Ve bu kuram kesinlikle kötü bir model değildir. En azından ben bilim insanı sıfatı ile bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Evrim kavramı, Darwin Türlerin Kökeni kitabını yazmadan önce de vardı, fakat Darwin “doğal seçilim yoluyla evrim” fikrini ortaya attı (yani evrimin nasıl gerçekleştiğine dair bir mekanizma ortaya koydu). Modern evrim kuramı, Darwin’in kitabında anlattıklarına nazaran çok değişiklik geçirmiştir (kesinlikle eski kalmamıştır) fakat ana hatlarıyla Darwin’in “doğal seçilim yoluyla evrim” fikri hala geçerlidir, ve her geçen gün elde ettiğimiz yeni bulgular da bunu doğrulamaktadır.
Güzel bir kaynak olarak ilgilenenlere Nature dergisinde bu sene yayınlanan “15 Evrimsel Cevher” yazısının şu Türkçe çevirisini kesinlikle tavsiye ederim:
http://evrimolgusu.blogspot.com/2009/01/15-evrimsel-cevher.html
Sn. Özpolat,
Belirtmiş olduğunuz fikirlerin birçoğuna katılmakla beraber katılmadığım noktalar olduğunu belirtmek isterim. Bir doktora öğrencisi olarak tabii ki hiçkimse sizden biyolojiye hakim olduğunuz kadar teolojiye veyahut bir din olarak İslamiyete, Kuran-ı Kerim\’e .(..Arapça linguistik bilgisine vs..) hakim olmanızı bekleyemez doğrudur. Fakat bence eksiklik de tam olarak buradan kaynaklanmış. İnsanın bir konuya hakim olup da diğer bir konu hakkında ona hiç de yetişemeyecek seviyede bilgi sahibi olduğunda konuya hep de iyi bildiği açılardan bakıp diğerinin \"zaten fazla bir şey söyleyemeyeceği\" (bu konu hakkında söylese söylese ne söyleyebilir ki?) gibi yanlış bir zanna kapılması kolay oluyor..
Evrim kuramının saçmalık olmadığı zaten ortada. Bu konuyla ilgili \"ama ara geçiş formları bulunamadı\"…\"öyleyse neden bugün dünyada hala maymunlar yaşıyor\" vs. şeklinde basitliklere girmeyeceğim..Bu konuda aynen ben de yukarıdaki profesör gibi düşünüyor ve din ile bilimin ayrı disiplinler olduğuna ve elmalarla armutları (Türkiye\’de böyle denir) karıştırmamak gerektiğine inanıyorum.
Kuran\’da Dünyanın düz olduğunu ima eden ifadeler olduğundan bahsederken
\"(örnek: Kehf/18/86. Sonunda Güneş’in battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü). Kutsal kitapları biraz derinden inceleyen herkes günümüzde artık bilimsel kesinliği olan, (dünyanın yuvarlak olması gibi) kimsenin inkar edemeyeceği gerçeklerle çelişen ifadeleri rahatlıkla bulabilir.\" ayetini örnek vermişsiniz. Arapça uzmanı da değilim ama ben burada Dünyanın düz olduğunu ima eden en ufak bir ifadeye rastlayamadım..
Oysa burada 79-Naziat/30 daki \"ondan sonra da yerküreyi(arzı) döşedi/söbüleştirdi\" ayetinin anlamını belirtmiş olsaydınız durum bambaşka bir hal de alabilirdi.(tekrar söylüyorum din ve bilim ayrı disiplinler ve ona inanmamız için Kuran\’ın bilimsel içerikli bir kitap olması da hiç mi hiç gerekmiyor! Kuran kendisinden bir \"hidayet\" ve \"yol gösterici\" olarak bahsediyor. Bilimsel kesinlikli ifadelerin olduğu bir yerde \"iman etmenin=inanmak fiilinin hiç mi hiç bir anlamı kalmıyor)
Burada önemli olan nokta şu ; Arapça\’da sessiz harfler aynı kalarak aradaki sesli harflerin değişik konfigürasyonuyla yüzlerce,binlerce benzer anlamlı kelime türetilebiliyor..uzatmaya gerek yok, söbüleştirdi kelimesi (nin Arapçası) ile oluşan değişik konfigürasyonların hepsi devekuşunun yumurtlaması, yumurtlarken üzerinde kuluçkaya yatması, deve kuşu yumurtasının şekli vs..vs.. ile alakalı (belki de 30.000 yıllık olan arkaik aramice,sümerce, babilce kökenlerine dua etsin ki sadece deveyi ifade etmek için 500 tane kelime yok, herşey için var)
Yani buradan \"dünyaya deve kuşu yumurtası şekli verdi\" anlamı da pekala çıkartılabilir..
Hele de devekuşu yumurtası dünyanın şekline en yakın geometrik şekil olan \"geoid\"e en çok benzeyenlerden doğal bir şekil iken….!
”Bir biyolog olarak gönül rahatlığıyla diyorum ki, evrim kuramının saçmalık olduğunu söyleyenler Dünya’nın düz olduğunu söylemekten farklı bir şey yapmıyorlar.”
Evrim kuramı var olan kuramlar içerisinde en iyi olabilir. Peki bu kuramın bütün sorularımıza tam olarak cevap verdiğini ve kusursuz biçimde herşeyi açıkladığını söyleyebilir miyiz? (örneğin ilk insanın atasının bir şempanze veya primat olduğunu? veya onun da atasının tek hücreli bir deniz canlısı olduğunu…vs.) Bilimsel verilere dayanarak evrimin geçersiz olduğunu kanıtlamaya dönük bilimsel çalışmalar nasıl ki;”evrim bütün mekanizmaları ile geçersizdir” diyemiyorsa diğerleri de tüm mekanizmaları ile tam da beklenildiği gibi işleyen bir evrim kuramı ortaya atamıyorlar..
Uzaktan bakıldığında doğru gibi görünsede, yukarıdaki Kuran ayeti ile aynı paragrafta yanyana gelen ”dünyanın düz olduğunu söylemekten farklı birşey yapmamak” ifadesi ise aklımda binbir türlü trajedik ve ironik çağrışımlar yaptı
Trajedik çünkü; Ortaçağ Avrupasının bağnaz Hristiyanlık anlayışının bir sonucu olarak tamamen masum kadınların onbinlercesinin, sırf ”içlerine şeytan girdi” gerekçesi ile yakılarak öldürüldüğü bir ”fikir” ortamında o günkü Hristiyan ”ulema”nın İncil yorumlarıyla (yoksa çıkarlarıyla mı demeliydim?) uyuşmayan yorumlar yaptıkları için zindanlarda çürütülen veya idam edilen bilim adamlarının (Galileo Galilei, Kepler..) var olmasıyla bugünkü Evrim kuramının çok da tatmin edici olmamasını tartışmak arasında bence dağlar kadar fark var..Bence Evrim kuramının ‘’saçmalık” olduğunu değil ama tartışılır yanları olduğunu söylemek dünyanın düz olduğunu söylemekten çok farklı bir noktaya tekabül edebilir..
İronik çünkü; ”Dünyanın düz olduğundan bahsediyor” edasıyla yazmış olduğunuz ayeti okuyan insanlar Galilei Galileo’nun idamından 300 yıl önce Gırnata’daki (Granada),Tuleytula’daki (Toledo) gözlem evlerinde astronomi ile (astrology değil!) ilgileniyorlar, Dünyanın da döndüğünü bizzat görerek takvim, saat ve görülebilir uzayın haritasını yapmakla meşgul idiler..
Malesef bizler nedense (nedense dediğime bakmayın biraz bilgisizlikten biraz da öğrendiğimiz bilgilerin referansının kendimize ait olmayışından) Bilim, teknik, felsefenin hemen her dalında sanatın ise bir çok dalında Antik Yunan medeniyeti ile Rönesansın imbiğinden geçerek modernleşen modern Avrupa medeniyeti arasında bir bağ kurmuş olan İslam Medeniyetini (özellikle İspanya\’daki Endülüsleri) görmezden geliriz. Neden acaba?
”Fakat yine diyorum ki evrimin sapasağlam bilimsel bir kuram olması dindar bir insan olmaya engel değil..”
Bu çok doğru..
”Bunu yaşayabilmek için 100 yıl beklemeye ne gerek var? Dindar bir insansanız, ve öyle kalmak istiyorsanız, inancınızı bilim ile çelişkisiz hale getirmeye çalışmayın. Bilimdeki yenilikler o çelişkileri her zaman yaratacak (bugün evrim yarın başka bir kuram). Bilimin inancınızı haklı çıkaracak bulgularla karşınıza çıkmasını da beklemeyin.”
Bilimdeki ”yeniliklerin” bu çelişkileri yarattığına değil de ortadan kaldırdığına sürekli şahit olan bir insan olarak bunun uzun uzun ayrı bir yazı konusu olabileceğini belirtmek isterim..Bu konu tartışılmaya değer..
Selamlar..
“En azından 8 senedir biyolojik bilimlerin içinde bir insan olarak (bu alanda doktorasını yapmakta olan bir kişi olarak), evrim kuramının herhangi başka bir kuram kadar geçerli ve sağlam olduğuna sizi temenni ederim.”
“geçerli ve sağlam olduğuna dair sizi temin ederim ki…”
ya da “geçerli ve sağlam olduğuna dair sizi temin ederim”
ya da “sizi temin ederim ki bu kuram geçerli ve sağlamdır”
şeklinde olmasın sakın bu cümle ?
Birisi temenni edilmez, temin edilir diye biliyorum. Temenni etmek, birşeyler konusunda genelde iyi dilekler ortaya koymak amacı ile belirtiliyor..
“Doktora çalışmalarınızda başarılı olmanızı temenni ederim.”
Ya da
“Afşin, Düygü isimli ya da lakaplı bilim adamının [ Pardon, bilim insanının ] doktora eğitimi ile ilgili olarak başarı temennilerini dile getirdi.”
Ya da
“Doktora seviyesindeki insanların Türkçe’sine daha fazla dikkat göstermesini temenni ederdim”.
Gibi gibi gibi..
Ayrıca dünya düz ya da yuvarlak ya da herhangi bir şekil, onu bilemem.
Fakat bildiğim birşey var ki, bu dünyanın işi bu dünyada kalır.
Aşık Veysel, bir ama adam, nasıl bir alim adam, bir söz söyler herkes kalır, ne gariban adam, ne aydın adam.
Bilim insanları çok yoruyor kendini okumakla yazmakla. Ama biraz da baksalar keşke alim adam ya da alim kadın ya da alim insan
olmak için aslında az okumak gerekiyor.
Avrupa yakasındaki Kıbrıslı Nadir’in dediği gibi “hayat küzel”, okumak yerine biraz cricket oynamak, İtalyan filmleri izlemek, güzel yemekler yemek, yıldızlara bakmak, Playstation’da PES oynamak, aylaklık yapmak ya da benzeri işler ne güzel gelir insana.
Allah’ı bulmak okumakla olmaz, bunu söylerken de ima edici, sınıflandırıcı ya da işte kötü bir niyetle birşeyler söyleyici bir amacım yok.
İlahiyat (teoloji) profesörü olan John F. Haught kim ? 1000 yıl önce var mıydı ? 1000 yıl sonra olacak mı ?
Ölümü düşünmek ne iyi gelir insana, bütün bu yaşadıklarımızın bir yalan ve bir düş ve bir tesadüf olmadığını görmek ne mutlu eder insanı.
Çok sabırsızlandırıyor bizi aslında bu durum, çok merak ediyor insan.
Nasıl birşeyler bekliyor bizi ? Dinlerin kitaplarında anlatılıyor olmasına rağmen yine de görmek istiyor insan.
Bir keresinde ilahiyat doktorası yapan bir arkadaşım şöyle demişti :
“Anne karnındaki bebek dış dünyadan haberdardır ama bu haberdar olmanın belli bir çerçevesi vardır, her yaştaki insanın bu dünyanı algılaması farklıdır ki o anne karnındaki bebeğinki de farklıdır ve örneğin bizler gibi değildir bu algısı, ve işte bizim de öbür dünyayı algılamamız böyledir Afşin.”
Bu bir örnek ama hoşuma giden bir örnek, bilimle buna ulaşmak ne zor ki.
Yunus Emre gezmiş gezmiş, neler demiş, fakir gariban ve sözüm ona eğitimsiz bir adammış. Aramış, aramış, kendi içindeki fırtınalar dinsin istemiş, insanlar onu nasıl çok sevmiş. Ama bakıyoruz doktora öğrencisi felan da değilmiş, tersyüz oluyor herşey bazen bunları düşündükçe.
Eveeeet, Sırrı Abi burda darbukaları öne çıkarıyoruz, haydi bakalım.
Canlar bakın yarışlar yaklaştı, 5000 metreleri çok iyi yüzüyoruz, disiplini çalışıyoruz, bize güvenenleri mahcup etmiyoruz.
Maçı kaybettik, ligden düşmemiz an meselesi, ama sonuna kadar teslim olmayacağız, futbolu çirkinleştirmeden, kendi oyunumuzu oynayacağız ve unutulmasın ki hayatta herkes kendi şiirini yazar, bizde kendi şiirimizi yazacağız, birinci ligde olamasak bile hoş sedamız ve güzel futbolumuz ve asil renklerimizle hatırlanacağız.
Herkesin gerçekliği nasılda kendine özgü, ah be bilim, ne güzelsin sen, 25 ile 25′i eşit yapan da farklı yapan da sensin. 25 kişiye sorarsın, hepsine birden, sonra 5′erli gruplar halinde sorarsın, iki analiz arasında bir fark görürsün, ama asıl güzel olan 25′e birden sormakla 5′erli sormanın sonucunda çıkan farktan ziyade bunu ortaya koymanın bilimsel güzelliğidir.
Herneyse, Türkçe Türkçe… Ha bi de Liberte Dominante, Liberte Feminante.
Sevgilerle,
Afşin Bey, “temenni” kelimesinin düzeltmesi için teşekkür ederim.