Türk İnsanının Benliğine Kazınmış Şehit Haberleri

A. Murat Eren tarafından Korteks, Politika, Savaş, Tarih, Türkiye ile işaretlenerek gönderildi (5 Ekim 2008)

Yine bir karakol baskını, yeni şehit haberleri. “Şemdinli’de karakola saldırı: 15 şehit“. Her yerde protestolar, teröre lanet insancıkları. Neyse ki Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen açıklama yüreklerimize su serpiyor: “PKK başarısız oldu“.

İnsan otomatik olarak “15 gencecik insan ölmüş, nasıl bir başarıdan, nasıl bir başarısızlıktan bahsediyoruz tam olarak?” diye soruveriyor bir şaşkınlıkla. Unutmuşuz tabi geçmişi.

Dün oturdum, önce medya arşivlerinde araştırdım, kaç şehit haberi duymuşuz geçtiğimiz yıllarda diye. Herkes şehit sayılarını işine geldiği gibi vermiş, hiç bir 2 kaynak yok ki birbirini tutan bilgiler vermiş olsun. Gözü çıkasıca siyaset.

Anladım ki Türkiye’nin medyasından hayır yok, oturdum ben bir program yazdım. Dedim ki kendisine, “git Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü‘nün sitesinin altını üstüne getir, bana arşivlerden son 20 yılda doğrudan PKK terörü yüzünden hayatını kaybetmiş olanlara dair haberleri bul getir”. Dönen sonuç karşısında şok oldum. “PKK ses getiren bir operasyon yapmak istedi ama başaramadılar” deniyor son Şemdinli baskını için, sonuçlara bakınca anladım burada ne dendiğini, elbette başarısızdı, 15 kişi öldürmeyle ses mi getirilirdi..

Bana işte bu haberleri buldu yazdığım küçük program. Oturdum tek tek saydım hayatını kaybedenleri, haberleri de tek tek okudum haliyle, nasıl bir yabancılaşma yaşıyor insan, o kutsal kelimeler anlamlarını nasıl yitiriyor, o ismi bile anılmayan 10 tane, 5 tane, 7 tane, 33 tane gençler şimdi yaşıyor olsalardı ne yapıyor olurlardı soruları nasıl bir ağırlık yaratıyor, … anlatmaya çalışmayı denemeye bile değmeyecek şeyler. Bir resim bin söze bedel diyerek bir plot hazırladım gidişat görmek daha kolay olsun diye:


2008 yılı daha bitmedi. Siz bu grafiğe bakın ve içinizden tahmin edin seneye kaç şehit haberi duyacağız. Hiç bir siyasi bakış açısının fanatiği olmayan bir doktora öğrencisi olan ben’in bir takım retorik soruları var, saçmalıyorsam bağışlayın:

  • Neden bu kadar uzun süredir bu kadar düzenli şekilde askerlerimiz ölmekte, gerçekten yok mu bunun bir çözümü, yoksa çözüm var da verilen canlar çözüme kıyasla daha mı ucuz?
  • Ne zaman bu işin sınır ötesi operasyonlar ile çözülmeyeceği anlaşılacak, ne zaman “Apo’yu yakaladığımızda bu iş çözülecek” çözümlerinin aslında çözüm olmadığı görülecek?
  • Ne zaman Doğuya samimi bir şefkat gösterilecek ki terörün beynini yıkayabileceği kadar çaresiz olan genç nüfus azalacak?
  • Ne zaman mitinglerde Türk bayrakları ile dolanıp haykırmanın bir işe yaramadığı anlaşılacak ve ne zaman oy veren halkım siyasetçilere “Bu sorunu çözmek için planın nedir ve diğerlerinden farkı nedir?” diye soracak kadar cehaletinden sıyrılıp gözlerini açacak?
  • Ülkemin sidikli faşistleri ne zaman Türk halkını ve ülkelerini faturayı Kürt halkına kesmeyi bırakıp hatayı biraz da kendilerinde aramaya başlayacak kadar sevmeye başlayacaklar?
  • Ne zaman bir lider çıkıp “sırf şehit kelimesine yüklenen anlam bu kadar canın yitip gitmesini meşru kılmıyor” diyerek samimiyetle bu işi çözmeye soyunacak?
  • Ne zaman bu ülkede birileri çıkıp “Terörün istediği de bu zaten” diyerek çözüme sırt çevirmekte beis görmeyen göz pınarları kurumuşların suratına tükürecek?

Yoksa bu ülke daha çok 20 yıllarını bu haberler eşliğinde geçirecek. Her şehit haberinin ardından ortalığı velveleye veren ve iki gün sonra hiç bir şey olmamış gibi magazine dönen Türk medyasından da “PKK terörü bitmek üzere” masallarından sıkıldım ben açıkçası. Sayılar ortada; teröre verilen kurbanların sayısı artış trendinde. Görünürde yapılan tek şey ise nefret ticareti. Ne kaçırıyorum?

'Türk İnsanının Benliğine Kazınmış Şehit Haberleri' yazısına 8 tane yanıt gönderilmiş

RSS ile yorumları takip edebilirsiniz.

  1. Objektif, 6 Ekim 2008 tarihinde saat tam 00:25 iken şöyle buyurmuş:

    Cok enteresan, hakkaten Mahmut Esat Bozkurt’un 1930 da dedigi gibi, yıllar yılı yoldaşımız olmuş halkların maalesef bu memlekette sadece ezilme ve köle olma hakları mevcut. Allah bizi 100 yıl sonra bir daha kardeş kanı dökmekten ve 21. yüzyılda böyle bir suç işlemekten korusun.

  2. Ceren, 7 Ekim 2008 tarihinde saat tam 09:16 iken şöyle buyurmuş:

    Elinize, kodunuza sağlık sayın Meren. Tam da benim “keşke işi bilen birileri yapsa” dediğim bir şeyi yapmışsınız.
    Yıllardır aynı masallar.. Çok merak ediyorum, halka karşı dalga geçer gibi 10-15 yıldır “Terör örgütü parçalanıyor, dağılmak üzere, şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak, unutmayacağız vs vs” diyen sayın medya mensupları ve askeri “erkan” bu cümleleri kurarken hiç mi utanmıyor?
    Nerede okuduğumu hatırlamıyorum, “eğer PKK biterse Türkiye, komşuları olan Irak, İran, Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinde söz ve kontrol hakkını kaybeder, terör bahanesi ile herşeyleri yakından takip ediliyor bu ülkelerin. O nedenle bitirilmek istenmiyor” demişti biri.

    @ Objektif; ezilme-köle gibi kelimelerle duygu sömürüsü yapmaya gerek yok. Ben kimsenin ezildiğini, sömürüldüğünü düşünmüyorum. Onca eğitime, yatırıma rağmen doğum korumayı reddedip 10 çocuk doğurup sokağa saçanlar mı eziliyor? Tüm çabalara rağmen kızlarını, çocuklarını okula göndermeyip cahil kalmayı seçenler mi eziliyor? Mallarını, mülklerini, emeklerini, hayatlarını “aşiret reislerine” feda edenler mi eziliyor? Yoksa 10 gün 10 gece düğün yapıp, tonlarca altını havaya saçanlar mı eziliyor (bkz. google: altın+düğün+aşiret)?

    Bence esas sömürülenler vatan-millet-kutsallık gibi hikayelerle göz göre göre şehit düşürülen o gencecik insanlardır.

  3. anonim, 7 Ekim 2008 tarihinde saat tam 18:45 iken şöyle buyurmuş:

    Bence yazarin aslinda cevaplari var ama Turkiye buna hazir degil diyerek dile getirmemis.

    Benim akilma sunlar geliyor:

    - Tek tuk sehitler verilip durulmaktadir, medyada aci birikmeye baslar.
    - Turkiyenin bir ilinde bir it bir diger iti oldurdu diye Kurt karsiti gosteriler baslar. Pek kimse ses etmez.
    - Sinira 5 kilometre olan, gecekondudan bozma Aktutun karakolu, 5. kez saldriya ugrar.
    - 17 asker hayatini kaybeder.
    - Medya ayaga kalkar.
    - Yurt capinda bayrakli tipler sokaklara cikar. Oncekine ses etmeyenler, artik buna ses “edemezler”.
    - Asker meclise bir dosya gonderir, OHAL donemini andiran, insanlik haklarinin “guvenlik” gerekcesi ile hice sayma izni ister. Artik buna da kimse ses “edemez”, askerin istekleri sessiz sakin kabul edilir.
    - Medya hala abuk sabuk detaylarla ilgilenmektedir.

    “Korku devleti ne demektir bilir misiniz?”

    Amerika’nin ikiz kuleleri, Turkiyemin PKK’si. Olmayacak seyler oluveriyorlar, insanin aklina gelmeyen kalmiyor.

  4. Faruk Ahmet, 8 Ekim 2008 tarihinde saat tam 08:11 iken şöyle buyurmuş:

    Perihan Mağden’e göre “Teşvikiye Camii’nden altı, Ataköy’den beş, Levent’ten de üç cenaze kalktığı” zaman.

  5. Murat Ağalday, 11 Ekim 2008 tarihinde saat tam 10:29 iken şöyle buyurmuş:

    Çıplak vatandaşın aciz gözünden ;

    Öncelikle zenit noktamızı izah edelim , herhangi hangi siyâsi tavrın , ideolojinin , okulun , fraksiyonun içinde bulunulursa bulunulsun , bir memleketi idare edenler şeref ve mantık dahilinde davrandıklarında ülkenin selametini en iyi şekilde sağlayabilirler.

    *Neden bu kadar uzun süredir bu kadar düzenli şekilde askerlerimiz ölmekte, gerçekten yok mu bunun bir çözümü, yoksa çözüm var da verilen canlar çözüme kıyasla daha mı ucuz

    Önerme bu soruyu cevaplasa da , ülke içinde ve dışında olmak üzere çözüm istemeyen keskin dinamikler olduğunu ayrıca belirtmenin kimseye yeni bir bilgi/bakış açısı sağlayacağını sanmıyorum.

    *Ne zaman bu işin sınır ötesi operasyonlar ile çözülmeyeceği anlaşılacak, ne zaman “Apo’yu yakaladığımızda bu iş çözülecek” çözümlerinin aslında çözüm olmadığı görülecek?

    Bu sorunun cevabını bu skeçteki tüm öznelerin bildiği inancındayım , belki steve wonder’ın part time lover’ındaki gibi bir “knowing its so wrong, but feeling so right” durumu söz konusu olabilir.

    *Ne zaman Doğuya samimi bir şefkat gösterilecek ki terörün beynini yıkayabileceği kadar çaresiz olan genç nüfus azalacak?

    Bu sorunun cevabı biraz karışık sanki ; gençleri amerika vb. doğrudan yıkayamıyor. İlgili bölgede , olayların ikinci tırmanış trendinin henüz başladığı dönemlerde , çeşitli görevler nedeni ile bulunan arkadaşlarımdan birinci ağızlardan dinlenmiş , bir kaç anekdot ;…..
    -Biz olay istemiyoruz
    -biz huzur istiyoruz
    -Olay çıkacağı zaman bir kaç gün önceden kapımıza gelip , ailemizi tehdit ediyorlar , eylemlere katılmazsanız , ailenize zarar veririz diyorlar.
    -Bıktık.
    ….
    Bunun dışında insanların beyni terörler yıkanmaz (bir kaç nadide örnek hariç) yani kimseye gel bomba patlatıcaz , olay yapıcaz , sen şu c-4 ü beline bağlıcaksın falan diye gaz verilmez kaldı ki doğudaki gençlerin bir çoğu bu acıyı tanıyor , bir silahın bir bombanın ne yapabileceği hakkında fikir sahibi. Yıkanan gençlerin çoğunluğu başka ideolojik cazibelerin peşine takılan doğu kökenli batılı , acıyı görmemiş/unutmuş ateşli gençler olmalı. zaten ben idealistlerin çok az bir kesim olduğu kanaatindeyim.

    *Ne zaman mitinglerde Türk bayrakları ile dolanıp haykırmanın bir işe yaramadığı anlaşılacak ve ne zaman oy veren halkım siyasetçilere “Bu sorunu çözmek için planın nedir ve diğerlerinden farkı nedir?” diye soracak kadar cehaletinden sıyrılıp gözlerini açacak?
    Bu konuşulabilecek bir soru , biz kimi eylemlere dahil olduk bakalım millette duyarlılık, süreklilik , mantıklılık gibi bir takım sabitlere bağıl yukarı doğru bir ivme kazandırılabilir mi ?
    ….
    Ne yazık ki sadece duvara ağlamayı seviyorlar. Biriktir-boşalt. Fotbol , iddia , atlar -atlılar , atlı ,at. Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat- , evlendirme programları , porno aile sorunları işleyen kadın programları , o kutuları açtıkları aslında uzaylı olup insan taklidi yapan canlıların çıktığı tuhaf pogram , sır kapısı yahut benzerleri , gençlere emesen , bebelere amerikan hamburger menülü oyuncaklar.. bir beyni jole kıvamına getirdiğinizde ardından istenilen şekli vermek çok zor olmasa gerek.

    *Ülkemin sidikli faşistleri ne zaman Türk halkını ve ülkelerini faturayı Kürt halkına kesmeyi bırakıp hatayı biraz da kendilerinde aramaya başlayacak kadar sevmeye başlayacaklar?

    İnanır mısınız faşistleri bile özletecek kadar bir yozlaşma olduğunu düşünüyorum , neredeyse bir yerlerden maaş/rant almayan görüş adamı kalmadığı kanaatindeyim.

    *Ne zaman bir lider çıkıp “sırf şehit kelimesine yüklenen anlam bu kadar canın yitip gitmesini meşru kılmıyor” diyerek samimiyetle bu işi çözmeye soyunacak?

    Bir liderin tamamen objektif bir yaklaşım sergileyip yukarıdaki cümleyi kurması ile bıçkın türk medyası ve törelerine ve dinine bağlı duyarlı vatandaşların o lideri linç~siyasi linç etmesi arasında geçen zamanı hesap etmeyi akıl edecek biri çıkar mı acaba ?

    Bu soruları cevaplanması için sormadığınızı , sizin ve toplumun büyük bir kısmının cevapları çok iyi bildiğini dşünüyorum ama Konfüçyus’un rüzgarıyla otlarının , sevmediğim çağdaş benzetmesi ile filler tepişiyor işte. Bizim tüm bu olanların önüne geçmemiz ne yazık ki yüksek oranda iyi eğitim almış yeni bir nesille mümkün görünüyor şimdilik..

  6. Tayfur Taybuğa, 14 Ekim 2008 tarihinde saat tam 12:41 iken şöyle buyurmuş:

    2002 seçimlerinde terör en alt seviyesine ulaşmıştı. İşler sıkı tutulmuştu. Ulusal ve uluslararası çalışmalar gerçekten sonuç vermişti. Şimdi yetkililer o güne benzer bir çalışma yürütüyor. Bakın baskın sonrası cumhurbaşkanı Finlandiya ` dan gülücükler gönderiyor. Başbakan güneydoğu sınırlarımızdaki sorunları görüşmek üzere çıktığı Moğolistan gezisini ertelemek zorunda kalıyor. Oysa Moğolistan`a gidebilseydi güneydoğu`ya sızan terör mutlaka bitecekti. Bunlar içleracısı bir aczin açık göstergeleridir. Malesef ülkemiz Özal döneminden sonra hiç bu kadar ‘şartsız-şurtsuz’ bir yönetim görmemişti. Şimdi DTP`li vekillere sataşıyor güya suçlu onlar evet masum değilller ama cezaevinden DTP milletvekili adayı göserirken buna müsade eden YSK yetkilileri iktidar yandaşı insanlar değillermiydi? Kürt sorunu diyerek Diyarbakır`da küllenmiş ateşleri yakan sayın başbakan değilmiydi? Ne gerek vardı tüm bunlara? Şimdi DTP tutmadı TSK üzerine saldırıyorlar. Aman paşa golf oynuyormuş. Paşa golf oynamayı bırakınca terör bitecekmi? Bunlar tekrar belirtiyorum aczin açık göstergeleridir. CHP ilk çıkartılan sınır ötesi operasyon izninin kış ayında anlamsız olduğunu bir işe yaramayacağını bilim insanlarının ifadeleri ve tespitlerinden yola çıkarak belirttiğini söylediğinde ve ‘bu operasyonlar zamansız ve yetersiz planlamayla yapılmıştır’ ‘bahar aylarında terör tekrar gündem kazanacaktır’ gibi ve malesef doğru çıkan tespitlerde bulunduğunda niçin kınanmıştır?.. Suçlu ilan edilmiştir. Bu gün tekrar görüyoruz ki siyaset-politika ciddi bir iştir.

  7. ozgurK, 27 Kasım 2008 tarihinde saat tam 03:03 iken şöyle buyurmuş:

    Sanırım bu kötü durum daha doğrusu savaş (biliyorum tartışmalı bir kelime bu) çok uzun süre daha devam edecek, kimi zaman düşük yoğunluklu kimi zaman şiddeti artmış bir şekilde. Bunun bence birinci derece sorumlusu hepimiziz, özellikle de Türk halkı çünkü bu savaşı kendi çıkarları için kullanan önce orduya, sonra siyasilere, sonra da işin diğer ucu olan Kürt gruplarına “Yeter Artık” demediğimiz için. Sorunu çözecek olanın ordu olduğunu zannettiğimiz için, yıllardır beraber yaşadığımız Kürtlerin kırgın olduğunu, bazı istekleri olduğunu görmediğimiz, görmek istemediğimiz ve kirli oyunun sürmesine izin verdiğimiz için bence önce biz suçluyuz. Sürekli ölen askerlerimizin sayısını saydığımız için, geriye kalan neredeyse 40 bin kişinin nasıl öldüğünü sormadığımız için de suçluyuz. Çözümden bahsetmeye kalkan herkese terörist damgası vurduğumuz için ayrıca bir suçluyuz. Bülent Ersoy kadar bile bir tavır koymayan aydınlarımız olduğu için de ayrıca. “Söylemeye dilim varmıyor ama suçun çoğu bizde be kardeşim”

  8. beyza, 9 Mart 2009 tarihinde saat tam 12:21 iken şöyle buyurmuş:

    Merhaba,
    Yazınızı yeni okudum. PKK ile ilgili olmasa da terör kavramı ile ilgili bir kaç nokta eklemek istedim. Terörizm\’in henüz uluslararası arena da kabul edilmiş ortak bir tanımı yok malesef. Bunun nedeni ülkelerin çıkarlarına göre bir tanımı kabul etmesinden kaynaklıdır. Birleşmiş Milletlerin terör tanımı ise hala havada kalan bir tanım olarak kalıyor. Bakın BM bu konuya nasıl değiniyor (İngilizce verecceğim için üzgünüm, ancak kısıtlı bir zamanda bu yorumu yazıyorum. İnglizce bilmeyenler için gerekli görürlerse daha uygun bir zamanda çevirebilirim)
    Any perosn commits an offence within the meaning of this Convention [Convention on International Terrorism] if that person, by any means, unlawfully and intentionally causes:
    a) death or serious bodily injure to any person; or
    b) serious damage to public or private property…
    c) damage to property, places, facilities, or systems… when the purpose of the conduct, by its nature or context, is to intimidate a population, or to compel a government, or an international organization to do or abstain from doing any act.
    Tanım itibari ile ofansif ve terörizmi bir suç ile özleştiren bir açıklamadır bu. Ancak Uluslararası İlişkilerde suç ile ayrıldığı keskin noktalar vardır çünkü terörizm\’in çıkış noktası siyasal/dini nedenlere dayanır genelde. ( Konu ile ilgili değerli bazı makaleler belki ilginizi çeker:
    Alex P. Schmid \"Frameworks for Conceptualising Terrorism, Terrorism and Political Violence Vol.16 No:2, Summer 2004
    Boaz Ganor, Defining Terrorism: Is One Man\’s Terrorist Another Man\’s Freedom Fighter
    PKK\’yı etnik terör başlığı altında incelenirse sizin de bahsettiğiniz/arzuladığınız gibi bazı sonuçlara ulaşmak aslında mümkündür. Etnik terörizm gerilla savaşlarına benzer. Gerilla savaşı dediğimiz zaman en iyi örnek belki de Vietnam olacaktır. Ortada kazanılması gereken bir halk vardır. Bu halkı hangi tarafın kazanacağı da bu dava uğrunda (hem devletin davası hem de organizasyonun davasını kastediyorum) kullanılan araçların (media, populasyon, psikolojik operasyonlar, şiddet yaratma vb.) etkili olup olmadığı ile kendini gösterir. Şöyle ki etnik terör tanımı altındaki organizasyonlar, PKK; ETA, IRA gibi halktan beslenirler. Halk desteğini bulamadıkları noktada ise güçleri azalır ve yok olma sürecine girerler. Mao\’nun bir söz vardır: gerilla halkın arasında bir balığın denizde yüzmesi gibi bulunur. Suyu çektiğiniz zaman (ki bu halk oluyor) gerilla yaşayamaz. (tabi bir sürü polemiğe açık bir cümle ancak ana mana belli)
    Halkı kazanma konusunda benim sevdiğim iki örnek vardır. Biri Vietnam Savaşı diğeri ise Malayan case (bugünün Malezya\’sı)\’dir. Malaya İngiltere\’nin başarı ile gerillaları \"yendiği\" durum, Vietnam ise başarısız bir müdahaledir. Bu konu ile ilgili ise John Nagl\’ın \"Eating Soup With a Knife\" isimli kitabına bakabilirsiniz. Malesef yayınevi şuanda aklımda değil.
    Yazınız için teşekkür ederim. Tezimi yazmak yerine blogunuzda bu yazıyı okuyarak kendimi ödüllendirmiş oldum.