Maçta birisi sahaya atlar, rakip oyunculara ya da hakeme saldırır; takım ceza alır, seyircisiz maç oynar…
… bir grup kendini bilmez yapmıştır.
Genel eğilimin aksine ve kimi zaman sert şeyler söyleyen ve yazan, bu nedenle de sürekli tehdit edilen gazeteci güpegündüz şehrin göbeğinde öldürülür; tüm dünya şaşırır, “orada ne oluyor?” diye sorar…
… bir grup kendini bilmezin işidir.
Her inananın en temel hakkı olan inancını tanıtma ve yayma işini yapan, bu nedenle de “misyoner” olarak anılan insanlar insanlık dışı bir şekilde kesilir-boğazlanırlar; illa “medeniyet”ler çatışacak mı soruları dolanır ortalıkta…
… bir grup kendini bilmez vardır işin içinde.
Üniversite kampüsüne elini kolunu sallayarak giren ve amacı fena halde belli bir takım zevat hedef gözeterek etrafa ateş açarlar; basınımız önce “karı-kız davası” der, sonra “12 Eylül öncesi” magazini haline getirir…
… zaten ateş edenler de bir grup kendini bilmezdir.
Barış için Avrupa’nın bir ucundan yola çıkıp, daha on-onbeş yıl önce savaşın tüm acı yüzünü görmüş ve bu nedenle daha gaddar ve vahşi olması beklenen coğrafyadan elini kolunu sallayarak geçen kadına Anadolu topraklarına geçtikten sonra 100 km bile gidemeden tecavüz edilir ve öldürülür; herkes lanet okur, web sitesi haberle değil de yarı çıplak kadınlarla dolu gazetelerimiz kadının dilinde ağıtlar yakarlar…
… çünkü parmaklar bir kendini bilmezi gösterir.
Yahu başka hangi alemde bu denli “kendini bilmez” var, gündemde bu kadar sıklıkla bu “kendini bilmezler”in icraatları dolanıyor? Yoksa biz toptan “kendini bilmez” miyiz? Yalnızca yakalananları deşifre edip “kendini bilmez” yaftasıyla işaretliyor, buna karşın umursamaz ve kaygusuz kendi “kendini bilmezliğimiz”le yuvarlanıp gidiyor muyuz?
Sanmayın ki yalnızca yukarıda sayılan icraatları esnasında ya da sonrasında cürm-ü meşut halinde yakalanan bu zavallılara laflarım. Tam tersine kendimize, kendime… o zavallılara ve onları doğran topluma tepeden bakan biz “beyaz”lara… Toplumsal ve dinsel baskılar içerisinde hapis kalmış o zavallıların icraatları ne kadar midemi bulandırıyorsa, bu “beyaz” kişilerin maço, homofobik ve hatta giderek milliyetçi, anti-semitik, faşizan tavırlarına da o derece memnuniyetsizlikle bakıyorum.

Kim demişti “Her Türk münferit doğar” diye?
Buldum: Kaan Sezyum.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=7367
malesef hepimiz kendini bilmeziz.
Bir grup kendini bilmez; 1 mayıs dolayısı ile devletin polisine taşlı sopalı saldırıyor. Amaç ne? Amaçda bilinmiyor.
Bir grup kendini bilmez; sizin dediklerinizin daha fazlasını bu ülkede yapıyor ve Türkiye’yi dünyaya rezil ediyor.
Bu yazı için teşekkürler.
Sayın Sade Vatandaş,
Bir grup kendini bilmez dediğiniz gruba devletin polisi coplu, biber gazlı, basınçlı sulu ve “orantısız” kuvvet uyguladı bu 1 Mayıs’ta. Bir hastanenin bahçesine gaz bombası atıldı. DİSK binasının yeni bir Madımak Oteli olması ihtimali ortaya çıktı.
En temel insan haklarından sayılan gösteri hakkı kanunsuz sayıldı. Amaç ne? Amaç çok iyi biliniyor. Ben size söyleyeyim. Ekonomideki kötüye gidiş, enflasyonun artması, denizin bitiyor olması, satılacak hiçbir şeyin kalmaması. İşçilerden bu kadar korkuluyor olmasının altında AKP’nin protesto edilecek olması yatıyor.
Dünyanın 145 ülkesinde bayram olarak kutlanan bu günde Türkiye’yi demokrasi anlayışı kıt, provokasyon olacak diyerek provokasyona davetiye çıkaranlar rezil ediyor. Trafiği olumsuz etkiler deyip, bütün trafik olanaklarını çalıştırmayanlar rezil ediyor. Turistleri coplayanlar rezil ediyor. Olaylar sonrasında “1 Mayıs’ta olumsuz bir durum yaşanmadı” yalanını yüzleri hiç kızarmadan söyleyebilenler rezil ediyor. Siz de yukarıda yazılan bu yazıyı, bu şekilde anlayarak kendinizi rezil ediyorsunuz.
Sahi, Hrant Dink ve Malatya’daki 3 misyonerin öldürülmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Sayın Atilla Aktuna, sizinle burada Türkiye’deki siyaseti tartışacak değilim. Ama lütfen dikkat edin, orada keşke işçiler bayram kutlasa idi. Ancak Taksimde işçiler değil, Terör örgütünü destekleyen kendini bilmezler, Türkiye’yi provakasyonlar ülkesi haline getirmek isteyenler vardı. Amaçlarına ulaştılar.
Türkiye’de şu günlerde herkes polise atıp tutuyor; neymiş orantısız güçmüş, neymiş joplamış.
Bir zamanlar Türkiye’de okulların kapısında, üniversitelerde öğrencileri joplandı. Amaç neydi siyasi simge taşımak.
O zaman sahi neredeydiniz, niye medya çıkıp okullarda öğrenciler inançları yüzünden joplanıyor, üniversiteden atılıyor diye kimse sesini çıkarmadı da bugün taksimde terör örgütü yandaşları joplanınca herkes orantısız güçten bahsetmeye başladı.
istanbulda’ki esnafın suçu ne? niye o dükkanların camlarını taşlayanları gösteren fotoğraf karelerini görmüyorsunuz da, polisin vurduğu jopu görüyorsunuz. her ikisini de iyi görün. Tv’ler sadece olayın bir yanını gösterdi peki diğer yanı.
işte size diğer yanı: http://www.samanyoluhaber.com/detay.php?type=haber&id=100061&tumu=1
“Siz de yukarıda yazılan bu yazıyı, bu şekilde anlayarak kendinizi rezil ediyorsunuz.” demişsiniz; sizler bir yandan düşünce özgürlüğünü savunuyor bir yandan da ben böyle düşündüğüm için rezil olduğumu sanıyorsunuz. sizin düşünceye saygınızın falan olduğuna ebediyyen inanmıyorum.
siz 35 yorum yapmışsınız ben yorum yazınca suçmu? rezil mi oldum?
Erkan tekman beyden özür diler, Saygılar sunarım.
Sade Vatandaş,
İki yanlış bir doğru etmez. Üniversitede coplanan kişiler varsa, -ki bunlar daha çok sol görüşlü öğrencilerdir/maalesef bu böyle- “siyasi simge” (sanırım türban demek istiyorsunuz) taşısalar da taşımasalar da coplanmalarına karşıyım. Kişileri giysilerine/türbanlarına göre yargılamam. Polis bizimkileri dövdü, diğerlerini de dövdü oh iyi oldu da demem. Kişisel dünya görüşüm, göze göz dişe diş değildir.
Esnafın suçu neydi diye soruyorsunuz? Esnafın hiçbir suçu yoktur, Suç yine -kabul etmeseniz de- bu ortamın oluşmasını sağlayan hükümet yanlısı devlet görevlilerindedir kanımca. Asayişin sağlanması için ille de kişilerin seyahat, gösteri haklarının alınması gerekmez. Disk yöneticileri hangi camı kırmıştır, hangi polise saldırmıştır da, bu tarz bir gaz bombası saldırısına uğramaları gerekmiştir? Eğer böyle bir inatlaşma olmasaydı, işçiler/sendikalar Taksim Meydanı’na çıkabilseydi, bu tarzda marjinal grupların da sesi çıkamazdı.
Kusura bakmayın ama, burada 7 değil 700 yorum yazmış olsaydınız ve bu yorumu yapmış olsaydınız aynı tepkiyi verirdim. Unutmayın, düşünce özgürlüğü aslında sizin gibi düşünmeyenlerin haklarını savunmaktır. Sizin düşüncelerinizi savunmanız bu sitede engellenmedi. Eğer yazdıklarınıza bir sansür gelseydi böyle bir şey söyleme hakkınız doğardı.
Şimdi bir önceki yorumda yanıtını alamadığım soruları tekrarlayayım:
Sahi, Hrant Dink ve Malatya’daki 3 misyonerin öldürülmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Atilla bey bu sitede sizinle aşık atışması yapacak değilim.
Ancak demişsiniz ki; “Unutmayın, düşünce özgürlüğü aslında sizin gibi düşünmeyenlerin haklarını savunmaktır.” işte ben sizin gibi düşünmedim ve bana rezil kelimesini kullandınız? Siz önce Adam gibi özür dileyin, benim düşünceme saygı duyun, sonra benden yorum bekleyin.
Kimse kimsenin düşüncesine saygı duymak zorunda filan değil, nereden çıkarıyorsunuz böyle saçma sapan şeyleri. Düşünce özgürlüğünün bununla bir ilgisi de yok zaten… Gerekli olan tek şey insanların düşüncelerini dile getirebilme özgürlüklerine saygı duymak, o da Moleschino’da gani. Gidin de yayınladığımız saçma sapan yorumları okuyun…
Atilla Aktuna ile düşüncelerinizi paylaşsanız incileriniz mi dökülür? Saçma sapan doğrulamaların arkasına sığınıp yok “önce özür dileyin” yok “rezil dediniz” bilmem ne … zaten anonim olarak buraya gelmişsiniz, yazacağınız adam gibi bir şey yoksa uzatmayın.
“Unutmayın, düşünce özgürlüğü aslında sizin gibi düşünmeyenlerin haklarını savunmaktır.” demişim, doğrusu A. Murat Eren’in de dediği gibi “sizin düşüncelerinizi dile getirebilme özgürlüğünüze saygı duyuyorum.” olacaktı. Gerçi bir sonraki tümceye bakınca bu anlaşılabilirdi…
Neyse!!!
Ne olursa olsun birbirimizi sakin ve saygılı bir tarzda bilgilendirmeliyiz.
Bu konularda ben iyi olduğum iddiasında değilim ama en azından en doğruyu savunmak da güzel bir şeydir.
Yukardaki bazı yorumlarda dile getirilen meseleler polemik havasında değil de karşılıklı fikir ve bilgi alışverişi şeklinde olabilirdi. Her iki taraf da birbirlerine daha güzel bir şeyler kazandırabilirdi.