Internet Tarihinin Unutulmaz Olayları mı Dediniz?

A. Murat Eren tarafından Internet, Türkiye ile işaretlenerek gönderildi (5 Ekim 2007)

Yurt dışında yaşayan her insan -ve hatta yurt içinde yaşayan bazı insanlar- gibi Türkiye’deki gelişmeleri çok büyük oranda Internet’ten takip ediyorum. Bunun da diyeti günlük gazetelerin web sitelerini sık sık ziyaret etmek ve saçmalıklarından ziyadesiyle nasiplenmek oluyor.

Haber açlığımı gidermek için Hürriyet gibi köklü olduğunu savunan fakat aslında ırkçılığı körükleyen, gerginlik yaratma ve bundan rant elde etme çabası içerisinde olan, okuyucu kitlesinin salaklardan ibaret olduğunu varsayan (ve salak gibi düşünüp salaklar için haber yapan) gazetelerin Internet sayfalarına da dayanamayıp giriyorum. Bu gazetelerin başını Hürriyet ve Milliyet çekiyor da olsa yalnız değiller. Mainstream Türkçe Internet haberciliği rezalet bir durumda (”Internet dışındaki yayın organlarında da farklı bir durum söz konusu değil” diyeceksiniz, haklısınız).

Mesela bu gün Hürriyet saçma sapan konuları ele aldığı “salaklar için foto-analiz” kuşağına “İnternet Tarihinin Unutulmayan Olayları” adlı bir seri eklemiş. Bir yerlerden çaldığı* aşikar olan metinleri ve resimleri/fotoğrafları gelişi güzel bir araya getirdiği, büyük bir çoğunluğuna Internet ve tarih konusunda azıcık bilgisi olan herkesin bir tarafı ile güleceği bu “unutulmaz olaylar” arasında bir tanesi vardı ki küçük bir örnek de olsa bana bu yazıyı yazmaya itti (Akın Ömeroğlu’na haber verdiği için teşekkürler):

open source isimli yazılım..

“2001 yılında open source isimli yazılım piyasaya sürülmüş”müş. Open source’un ne olduğunu bilenler buradaki cehaleti gördüler. Kıymetli bilmeyenler ise “open source” ne demek öğrenmek istiyorlarsa ilgili vikipedi maddesine hızla bir göz atabilirler. O bağlantıda yazanları biraz okuyunca open source’un -yani açık kaynağın- piyasaya sürülebilecek bir yazılım değil bir yazılım geliştirme anlayışı olduğunu, hatta yazılım ile sınırlı tutmanın bile yanlış sayılabileceği bir felsefe olduğunu kolayca görebilirler (bu haberi hazırlayanlar bir tıklama uzakta olan bu bilgiye ulaşmaya ve saçmalamamaya gerek görmemişler mesela). Moleschino yazarlarından o anda şans eseri yanımda olan bir tanesi -isim vermeyeyim- resmi ve yanında yazanı görünce “Internet tarihinin en unutulmaz olaylarından birisi asıl bu yaptıkları olmuş bence” dedi. Bence de öyle…

Öte yandan bu kadar başarısız haberleri insanlara sunmakta sakınca görmeyen Hürriyet Gazetesi, aldığını iddia ettiği “Dünya’nın en çok haber görüntülenen sitesi” ünvanı ile övünmekten de geri durmuyor mesela. Kendilerini gördükleri nokta göz önünde bulundurulduğunda yaptıkları daha da acı bence.

Türkiye’de büyük kitlelere hitap eden medya organlarının kendilerini takip eden halkın aydınlık seviyesine katkıda bulunmak gibi bir gayesi olmadığını, dahası onların cahilliğinden rant elde eder şekilde kalitesiz, şişirilmiş haberleri karşılarına çekinmeden çıkardığını üzülerek görüyorum (okurlar hep bir ağızdan “yeni mi görüyorsun” diye sorarlar). Bu alışkanlığı da Amerika’daki medyacılık anlayışından miras aldıklarını düşünüyorum.

Lütfen girip Milliyet’in, Hürriyet’in web sayfalarındaki haberlere şöyle bir göz atın. Attıkları başlıklara, haberlerin içeriklerine, alt taraflardaki reklamlara, daha önemsiz gibi görünen haberlere bir bakın.

Tamam, her şey bir arz-talep dengesi içerisinde. Diyebilirsiniz ki “saçma sapanlığın bu kadar alıcısı olursa neden daha iyisi için çaba harcasın kâr amacı güdenler?”. Doğru, mevzu bu kadar basit aslında. Fakat ben bir birey olarak bu habercilik anlayışını vatan hainliği ile bir tutuyorum.

* Ben Hürriyet’e hırsız demekte bir mahzur görmüyorum. Zira kendileri bir hafta kadar önce başka bir saçma sapan foto-analizlerinde bana ait bir fotoğrafı izinsiz bir şekilde babalarının malı gibi kullanmakta sakınca görmemişlerdi. Elimde delilim hazır.

Mevzu ile ilgisiz not: Artık Facebook’ta bir Moleschino Severler grubu var, haberiniz ola (bir eksiğimiz bu kalmıştı).

Comments are closed.