Yaşam Ansiklopedisi

Atilla Aktuna tarafından Sanat ile işaretlenerek gönderildi (16 August 2007)

İstanbul Modern‘de 30 Mayıs’tan beri süren Andreas Gursky Retrospektif Sergisi’nin girişinde sanatçı ile ilgili şu tanıtım yazısı karşımıza çıkıyor:

“Gerçekliğin, ancak biri onu yarattığında yakalanabileceğine” inanan sanatçı, gerçekliğin belgesi gibi görünenin, aslında gerçeklik görünüşü taşıyan bir kurmacadan ibaret olduğunun altını çiziyor.”

Bunlar, haddimiz olmayarak böyle bir sanatçının yapıtlarını incelememize neden olan satırlar.

Gursky “gerçekliğin ancak biri onu yarattığında yakalanabileceği” tümcesiyle, bilinçsizce yaşanan hiçbir şeyin gerçek olamayacağını ifade ediyor. Varoluşçu bir bakışla, hepimiz zaten yaşamımızdaki -neredeyse- her şeyi bilinçsizce tekrarlıyoruz. Tekrarlarımızın yanına diğerlerinin (ötekilerin, onların) tekrarları geldiğindeyse iki boyutlu bir tekrar kümesine ulaşıyoruz ki, fotoğrafın iki boyutlu yapısı bu tahlille daha fazla anlam kazanıyor.

Bu tekrarla(n)ma süreci de beraberinde istifle(n)meyi zorunlu kılıyor. Marketteki diş macunlarını bir başkası da kendimiz de alsak, bahsettiğimiz iki boyutlu tekrar kümesi içinde yer alıyoruz ve çember kapanıyor.

Kendisinin de belirttiği üzere Gursky, “Bir yaşam ansiklopedisi oluşturmaya çalışıyor” ve her fotoğrafında -neredeyse- yaşantılarımızın alabildiğine sıradan olduğunu ve bu sıradanlığın yaşam ansiklopedisinin malzemeleri olduğunu dile getiriyor. Farklı ülkelerin borsalarının yer aldığı fotoğraflardaki benzerlikler kapitalizme getirilmiş önemli bir eleştiriyken;


konser fotoğraflarında yer alan farklı kültürden toplulukların benzer/aynı coşkuyu (!) yaşamaları globalizme getirilmiş bir eleştiri olarak okunabiliyor.

Serginin sonunda -ya da girişinde mi demeli- yer alan aşağıdaki fotoğrafsa Gursky’nin ansiklopedisinin doğa maddesine karşılık geliyor (bence). Doğa: Tekrarsız, sıradan gibi gözükse de değil. Olması gereken yerde. Ne eksik, ne fazla. Orada…

Ülkeler, Armaları ve Türkiye

A. Murat Eren tarafından Kültür, Türkiye, Dünya Ülkeleri, Tarih ile işaretlenerek gönderildi (9 August 2007)

Söze başlamadan önce Türkiye’nin armasını koyayım şuraya da, yazının devamını okurken aklınızın bir kenarında hep bu arma dursun:

Ülke armaları her ülkenin sahip olduğu, bayrağından sonra ülkenin ikinci bir görsel materyali niteliğinde kullandığı amblemler aslında. Görsel materyal niteliğinde kullanıldığı noktalardan birisine örnek olarak pasaportlar verilebilir mesela, büyük çoğunlukla ülke armaları o ülkeye ait pasaportun ön kapağında yer alıyor (zaten bu arma mevzusunun kafama takılması Kanada’lı bir arkadaşımın pasaportunun talihsiz bir şekilde benimkinin yanında peydah olması ile başladı. Her neyse).

Wikipedia’ya göre armalar Avrupa geleneğinde bir kişiye ya da gruba ait olacak şekilde dizayn edilmiş ve çeşitli şekillerde kullanılan tanıtıcı materyallermiş. Avrupa’nın bu kadim geleneği artık Avrupa ile sınırlı olmadığı gibi sadece bireyler ve grupları tanımlamak için de kullanılmıyor. İş ciddiye binmiş, bir iki ülke dışında kalan her ülkenin bir arması var.

Avrupa ülkelerinin bazılarının armaları şöyle örneğin:

Bence hepsi birbirinden güzel, birbirinden afilli. Tamam, bu ülkeler Avrupa’da, bilim, sanat, estetik, rönesans, papa, filan falan. Dünya gezegeninin başka bir kıtasına gidelim, mesela Afrika’ya. Bakalım onların armaları nasılmış:

Her bir arma ülkeye dair öğelerle süslenmiş, insan neanderthal hislere bürünüp kıskanıyor. Asya tarafına doğru yollanalım, Türki cumhuriyetlere bakalım mesela, belki içimize su serpecek, bizimkine eşdeğer güzellikte bir arma o taraflardan çıkar:

Çıkmıyor. Bu böyle gidiyor (Amerika kıtasından ümitleniyorsanız diye söyleyeyim dedim. Hele Avusturalya’nın armasına bakmayı aklınızdan bile geçirmeyin). Türkiye’nin arması kadar baştan savma bir arma bulurum diyorsanız bütün ülke armaları burada, buyrun bakın.

Bu toprakların Osmanlı dedelerinin kabul ettiği armanın nasıl olduğunu bilmeyen var mıdır bilemiyorum ama şöyle şurada dursun o da her ihtimale karşı:

Türkiye arma konusuna hiç ehemmiyet göstermemiş demek doğru olmaz. 1925′te ülkenin armasının belirlenmesi için Milli Eğitim Bakanlığı, o zamanki adı ile Maarif Vekaleti, bir yarışma düzenlenmiş ve Namık İsmail Bey içerisinde bir Bozkurt figürüne yer verdiği aşağıdaki arma ile birinciliği kazanmış. Lakin bu arma hiç bir zaman resmi olarak onaylanmamış (isabet olmuş gibi görünse de şu ankine tercih edilebilir bence):

Şu anki arma da “resmi” bir arma olmamasına rağmen kamu kurumları ve resmi daireler tarafından kullanılıyor. Birisi de çıkıp “Word’de oval çizip içine de Türkiye Cumhuriyeti yazmakla arma mı olur yahu” demiyor.. Anlamak mümkün değil.