Klasik bir giriş cümlesi arayışım, Amerikalıların bize ettikleri tarzı bir başlangıç ile bir pazarlama devi nasıl olunur başlığı arasında gidip gelmeli bir durum yaratıyor kafamda. Hani, site üstündeki mevzular derinleştikçe bu yazı biraz hava yapıyor beynimde. Kurtulmak istedikçe, yarım bırakmanın suçluluğu daha bir ağırlaştırıyor bedenimi. Sözü uzatmaya değmeyecek bu noktada, alın bir yudum bütün dertleriniz bitecek şeklinde, bir kereden hiç birşey olmazlarla başlanan bir alışkanlık bu çoğunluğun beynindeki.
Ramazan sofralarının olmazsa olmazları arasına sokulan Amerikalıların Kola’sından bahsediyorum. Yeni Dünya’ya yayıldıkları dönemlerde kendilerine Amerikalı diyen Soluk Benizlilerin, Kızılderililer diye bahsettikleri “gerçek” Amerikalılara pazarladıkları “Ateş suyu”nun payımıza düşen kısmı belki de.
Kola öyle ya da böyle yüzyıldan uzun bir süredir insanların çok fazla tükettikleri bir içecek. 19’uncu Yüzyıl’ın sonlarında Dr. John Pemberton tarafından icat edilen, ve bugün Coca-Cola markasıyla saniyede 8000 şişe gibi muazzam bir tüketim rakamına ulaşmış sihirli bir ürün…
Biraz araştırma yapınca, karşınıza ünlü markalara danışmanlık yapan Interbrand ve BusinessWeek’in yaptığı marka değeri sıralamasında en yüksek değere sahip firma olarak en yakınındaki Microsoft’a 10.1 milyar $ fark atan 67 milyar $ değer biçilen Coca Cola markası… Rakibi Pepsi’yi söylemiyorum artık. Bu rakam Türkiye’nin iki yıllık ihracat rakamlarını geçiyor. Sıralama IBM, General Electric ve Nokia şeklinde devam ediyor. İlk 100’de 51 Amerikan firmasının olduğunu da belirtmek gerek. (bu konulara daha sonra değinme ihtiyacı duyacağımızı hissediyorum)
Coca-Cola’nın mucidi Dr. Pemberton, (morfin bağımlısı olduğu iddia ediliyor) Atlantalı bir eczacı. Pemberton, 8 Mayıs 1886 günü, evinin arka bahçesinde, üçayak üzerine yerleştirdiği pirinç bir çaydanlığa koyduğu çeşitli malzemeleri karıştırdığı sırada aklında bir ağrı kesici icat etmek varmış. Pemberton, elde ettiği karışımı kendisi de beğenince bunu pazarlamayı düşünmüş. Limon, tarçın, koka yaprakları ve bir Brezilya bitkisi olan kola tohumlarının karışımı ile elde edilen içecek ilk olarak Jacob’s Pharmacy adlı eczanede 5 cent karşılığında tam da meşhur içki yasağından 1 yıl önce satışa çıkarılmış.
Bir zaman sonra işler iyi gitmeye başlayınca taklitlerinden ayırt edilebilmek için farklı bir ambalaja ihtiyaçları olmuş. “Kırıldığında veya karanlıkta bile Coca Cola şişesi olduğu anlaşılsın” arzusundan yola çıkılarak, Root Glass şirketinden bir tasarım çalışması istenmiş. Dönemin ünlü tasarımcıları Alexander Semuelson ve Earl Dean hemen çalışmalara başlamış. “Esin perileri onlara bir Cocoa tanesi taşımış ve Coca Cola şirketi “Orijinal Şişesi”ne kavuşmuş.” 1915 yılında dönemin gözde cam şirketi Root Glass tarafından geliştirilen ambalajla, bir ilke de imza atılıyordu… Dünyada ilk defa bir ambalaja patent alınmıştı. **
Coca Cola 1. Dünya Savaşı’nda cepheye kadar girmiş ve askerleri ferahlatan bir içecek olarak Amerikan Ordusu’nda bedava dağıtılmış. 2. Dünya Savaşı’nın da resmi içeceği de Coca Cola olmuş. Müttefikler savaşı kazanmak için 6 yıl bekleseler de Coca Cola Nazi Almanyası’nın kalbini çoktan fethetmiş.
Reklam kampanyaları bile ayrı bir olaydır aslında. Noel Baba’nın aslında “Beyaz” olan kıyafetleri Coca-Cola reklamlarında markanın rengi kırmızı renkte olanları ile değişir o gün bu gündür. Noel Baba kırmızı renkli kıyafetleri ile karların üzerinden seyirtmektedir.
Geçtiğimiz yıl bir kitap ile ilgili tanıtım yazısında önüme gelen Tom Standage isimli bir araştırmacı-yazarın 2005 yılında yayınlanan, A HISTORY OF THE WORLD IN 6 GLASSES adlı kitabında, yazar dünya tarihini bira, şarap, sert içkiler, kahve, çay ve coca cola çağlarına ayırarak inceliyor. Bölümlediği çağlardan Coca Cola çağına geldiğinde ise anlatacak çok şey bulduğundan bahsediyor. İngiltere’de yaşayan ve The Economist dergisinin teknoloji editörlüğünü yapan yazar, Coca Cola tarihi üzerine iki farklı görüşten söz ediyor. “Bu içecek, ya Amerikan ‘can-do’ değerlerinin inanılmaz başarıyla somutlaşmış hâli ya da ‘insafsız küresel kapitalizm, küresel şirketlerin egemenliği, yerel kültür ve değerlerin Amerikanlaştırılmış, homojen hâle getirilmiş bir sıradanlığın içinde erimesi’. Durumun hangisi olursa olsun, Standage, ‘Coca Cola’nın gezegende en çok anlaşılan ikinci tabir olduğunu kabul ediyor, ikinci çünkü birincisi ‘O.K.’. Bu içeceğin uzun tarihi, zamanında sahte tıbbi tedaviler için kullanılmış olması, ABD’nin Forty Barrels ve Twenty Kegs of Coca Cola’ya karşı davası, böyle bir kapitalist totemle özdeşleştirilmeye cesaret edemeyen bir Sovyet askeri liderin renksiz Coca Cola’yı votka olarak geçirişi gibi önemli noktaları da içeriyor.”(Radikal)
Gelelim ülkemize, bu kola, fanta, gazoz, ayran sıralaması oluşmadan önce bildiğiniz “gazoz” 1890′larda ithal edilmeye başlanır. Daha sonra Niğdeli Aleksandr Mısırlıoğlu tarafından Fransa’dan getirilen makine ile Karaköy’de Mısırlıoğlu adı altında meyve esansı, şeker ve karbonik asiti ile yapılan ve basınçlı hava ile şişelere doldurularak gazoz üretilmeye başlanır.
Daha sonra Hasanbey, Hürriyet(1908), Neptün(1917), Beyaz Rus, Cumhuriyet gazozları(1923) piyasaya çıkar. 1930 yılında Bursa’da Nilüfer adıyla gazoz üretimine başlayıp daha sonra 1933′de Uludağ adını alan firma en eskilerdendir. Tekel de Ankara Bira Fabrikasında gazoz ve soda üretimi yapar fakat 1940′larda üretimini bırakır.
1955′de Uludağ ilk kola ve portakallı meşrubatı üretir. Yabancı firmaların Türkiye’ye girmeleri de Marshall yardımından sonra olmuş. Coca-Cola 1109. fabrikasını Türkiye’de kurmak istediğinde, üretimi Marshall fonunun öncelikler listesine alınarak şirkete kredi verilmiş. Coca-Cola üretici firmadan patent hakkı almadan, sadece hammadde ihraç edecektir. 1964′de İstanbul, 1968′de İzmir ve 1969′da Adana tesisleri faaliyete geçer.
68 gençliğinin yabancı sermayeye karşı çıktığı bir ortamda Amerikan Kola’sına karşı tepkilerde gecikmemiş. Hatta savunma amaçlı olarak Hüsamettin Toros Türkiye Rehberi’nde (1971) dolum makinelerinin harcadığı elektrik için firmanın belediyeye ne kadar ücret ödediğinden, şişelerin Paşabahçe tarafından üretildiğinden, her şişenin kapağının bile milyonlarca adet olmasından, işsizlik yaşanan bir ülkede iş imkanı yarattığından bahseder. Ona göre “Coca-Cola için ödenen her kuruş milli sanayimizin bir sektörüne gitmektedir.”
Tepkiler de azımsanacak gibi değildir. Yön dergisi, 9 Temmuz 1965 tarihli 119. sayısının kapağını kola şişesine ve “Coca-Cola zehirdir içmeyin!” çağrısına ayırır. Tam sayfa zararlarından bahseder. İTÜ’den başlayarak üniversite öğrencileri Kolayı boykot ederler. İTÜ İnşaat ve Mimarlık Fakülteleri kantininde başlayan satışı Taşkışla’da öğrenciler tarafından yasaklanır. Hatta firma yetkilileri öğrencilere boykottan vazgeçmeleri ve kantinde satış yapılmasına izin verilmesi halinde kola kapaklarından hediye olarak çıkan otomobilin kantinde satılanlar arasından çıkmasının sağlanacağı sözü bile verilir.(Gündelik Hayatımızın Tarihi, K.Emiroğlu)
Coca-Cola’nın peşinden Pepsi-Cola, 7-Gün, Fruko üreten Fruko-Tamek 1962′de, Aroma Meyve Suyu A.Ş. 1968′de kurulur.
Rekabet etme konusunda yerli meşrubat firmalarından sağlı sollu çeşitli markalar çıkartma çalışmaları süregelmişse de. RC, İxir, Nur Kola… Elvan gazoz gibi markalar bazılarımızın çocukluğunda anı olarak kalakalmıştır. Amerikalı askerlerin heyecana kapılıp bizim askerlerimizin kafasına torba geçirme gafletleri gibi hareketler ColaTurka gibi markaların işine de yaramıştır.

Hayatımızdan çıksa hiçbir eksikliğini hissetmeyeceğimiz bir ürün olarak, marka sıralamalarının, pazarlama kitaplarının olmazsa olmaz konu başlıklarından biri olagelmiş Coca-Cola. Hakkında bir o kadar da şehir efsanesi olan başka bir ürün yoktur herhalde. (Bu Coca-Cola ile ilgili efsaneler ayrı bir yazı olur sanki, dişimizi eritir, tuvaleti temizler, motordaki pasları söker, içine mentos atılmaz, sabetayistir, siyonisttir, anti-islamdır, yahudi sermayesidir, vs, vs)
Bu arada Coca Cola ve Arap dünyasının çelişkilerini anlatan bir fıkradan burada bahsetmekten alıkoyamadım kendimi. Coca Cola´nin pazarlama temsilcilerinden biri, Arabistan´da ki görevinden hayal kırıklığı ile dönmüş ve niye başarılı olamadığını arkadaşlarına anlatmış:
-Beni Arabistan´a ilk gönderdiklerinde iki sorun vardı. Arapça bilmiyordum. Halkta da okuma-yazma öyle iyi değildi. Bu yüzden, onlara vermek istediğim mesajı yan yana üç resim halinde düzenledim.
Birinci resimde bir Arap… Çölde kumların üzerinde sürünüyor, susuzluktan kavrulmuş, ölmek üzere.
İkinci resimde, Arap, kumların arasında bulduğu Coca Cola´yı içiyor.
Üçüncüde adam dipdiri, ayakta, canlı ve neşeli…
-Eee, harika fikir. Anlamadılar mı?
-Anladılar anladılar ama… Sorun da bu. Araplar sağdan sola okurlarmış meğer!..


Yaz tatilinde gazoz Uludağ‘dı çocukluğumda. Şişesinin o tırtıklı düzlüğü, hafif limon ve çam aroması… Bir de Ankara’da, Aydınlıkevler’de, derme çatma bir tesiste üretilen Akola vardı. Kolanın tarçınlısı, belki biraz daha tatlısı. Çok kısa bir süre yaşadı ve anı oldu, benden başka anımsayan çıkar mı bilemem. Kolanın (=Coca-Cola) aile boyları vardı, küçüklerine benzer ince belli cam şişeli, madeni kapaklı, 75 cl. Mahalle maçlarından sonra bakkalın duvarına tüner, adam başı birer taneden içerdik… ardından da, ayıptır söylemesi, geğirme yarışması başlardı! Schweppes‘lerin gelişi epey bir olay olmuştu, biz kola-Pepsi rekabetine alışmışken, hem de o kadar çok çeşit ile; toniğinin bile tadına bakmıştık (sevgili Ali’ye ufak bir pas)…
70′lerde gazoz işleri böyleydi işte…
70′lerden 80 sonları, 90 başlarına gelirsek.. Mahallemizde bir Hüseyin Amca vardı.. 1-2 lira ya içinden oyuncak çıkan kutucuklarla beraber 3 liraya bir şişe Fruko gazoz alırdık. Bir süre o gazoz kapaklarını biriktirdiğimizi bile hatırlıyorum.."Cola" dediğiniz bizi çocukluğumuza getirdiniz
Buradan Cola’nın hayatımızda, anılarımızda sandığımızdan daha da büyük bir yer kapladığı fikrini çıkartıyorum..
Gazoz kapağından "kaflik" (bazı mahallelerde kaplik de denir) yapmayı bilmeyen var mıdır? Gazoz kapaklarının içine killi bir çamur doldurulur, güneşte kurumaya bırakılarak "misketten daha ilkel bir misket" oyunu oynanırdı onlarla. İyi kaflik yapmak için kırmızı bir toprağı dere tepe aradığımızı hayal meyal hatırlıyorum…
Ha, bir de "Çan-ka" gazozlarını anımsıyorum. Limon tuzu bol, ekşili bir gazozdu. Çocukluğu Çanakkale’nin kıyısından köşesinden geçenlerin unutamayacağı bir içecekti.
Elvan gazozlarının kapaklarından harfler çıkardı bir de, bakalım bunu da hatırlayacak mı sevgili Erkan?
O zamanlar gazoz kapaklarının içinde acayip lastik zamazingolar yoktu, harbiden mantar vardı. İçinde bedavası, ikramiyesi, şusu-busu olanlarının kapaklarının içindeki mantarı parça parça kazımak büyük keyifti. Bana -doğal olarak- arada bedava dışında bir şey çıkmazdı, ama zaten bizim derdimiz ikramiyesi değildi…
İçi çamur doldurulmuş gazoz kapaklarını bir yılan oynamak için kullanırdık. O zamanlar bakkallarda tebeşir satılırdı, renk renk. Bu tebeşirlerle sokağa bir “yılan” çizerdik, yani nasıl anlatayım; bir yol, başı var, sonu var, kıvrılıp gidiyor, kimi yeri dar, kimi yeri geniş, kimi yerinde ortasında adalar var, öyle bişi; bilmeyene anlatmak zor… İşte gazoz kapaklarını bu yolda fiskelerle yürütürdük, yılanın içinde kaldığın sürece sorun yok, dışarıda kalırsan yürü en başa! En heyecanlı kısımlar yılanın harbi inceldiği bölgeler ile kıvrımların etrafından dolaşmak yerine kestirmeden atlamaya müsaade edecek şekilde abardığı noktalardı. Herhalde 30-40-50 metrelik yılanlar çizdiğimiz olmuştur, koca bir öğleden sonrayı gazoz kapağı peşinde geçirmek için. O sıralar sokaklarda araba ne gezer, tek tük geçenlere bile ters ters bakardık…
Bir de gazoz kapağından ok ucu yapılırdı. Mahalledeki uygun ağaçlardan (şuna bakın, mahallede ağaç varmış, bir de uygun olanı seçilirmiş) yay ve sonra da ok yapılırdı. gazoz kapakları da (tabii ki mantarları çıkarıldıktan sonra) bu okların ucuna kaplanır, taşla dövülerek daha sivri ve kesici hale getirilirdi. Bizim böylesine vahşi oyuncaklarla hemhal olmamız yasaklandığından, ve o zamanlar, şimdikinin tam tersine, söz dinlediğimden ok maceram sayılıdır, ama yine de “gazoz kapağından ok ucu yapılırdı” diyecek kadar vardır…
Biz yoksa gazozu sadece kapağına sahip olmak için mi içerdik?
Ahh ah. Hiç misket oynamadım ama gazoz kapaklarıyla misket benzeri bir oyunu çok oynadım. Her halde misketten daha ucuza ( bakkal önlerinde beklenerek ) bulunduğu için olsa gerek bizim mahallede pek popüler bir oyundu. Bu oyunu oynamak için en önemli araç güzel giden elinize oturan bir taş bulmaktı. Bu arada blog girdisi yön değiştirdi sanırım, birden çocukluğu ve oyunlara döndük. Ama bu başka birşeyi de gösteriyor, bizim için kola değil ama gazozun daha önemli bir yeri varmış. "Kola kapağı" diye bir terim yok ama "gazoz kapağı" diye bir şey çocukluğumun parçası.
Evet, hatırlayan biri var! Tekman yaşa sen!
Ben de gazoz kapaklarının altındaki mantarları yazacaktım. Aynı zamanda Kınık sodalarının da mantarlı kapakları vardı
Bu arada yılan oyununu -Erkan Tekman’ın belirttiği gibi- yerde çizdiğimizin yanısıra, kaldırım taşlarının üzerinde de oynardık. Kaldırım taşlarının birleşim yerleri genelde birleşmediğinden
aradaki boşlukların üstünden kapakları geçirmek oyunun en heyecanlı anlarını oluştururdu. İşte burada gazoz kapağının daha ağır olması için içine çamur doldurulur ve kurumaya bırakılırdı.
Tabii okul başlayacağı zaman gazoz kapağı çağı kapanır ve gazoz kapakları yağma yapılırdı. Çocukların sizin attığınız gazoz kapaklarını toplaması çok hain bir eğlenceydi doğrusu.
Miskette ise bir çırpıda üç oyun sayabilirim: Kafa karış, mors ve dikme.
En zevklisi kafa karıştı. Misketi bir çukur içine sokup, rakipleri çukurdan uzak tutmaya çalışırdınız!!!
Ay ay! Biraz yaşlanmışız galiba
Benim aklımda kolasına yapılan maçlar yer etmiş bolca. Bir de annemin "kola içme miden delinecek" sözleri. Kolanın aile boyu cam şişeleri gözüme çok büyük gelirdi o zamanlar. Annemin yine bunları iyi temizliyorlar mı acaba? şeklindeki kuşkuları. Çok küçükken deli gibi gazoz kapağı biriktirirdim ama hep hayalim kutu ve şişe koleksiyonu yapmaktı, neye faydası vardı ve bunu iye yapmak istiyordum hatırlamıyorum. Ama İstiklal’deki Bursa Çiçek Köftecisindeki (sanırım ismi böyleydi) duvarları süsleyen bir koleksiyon var. Gördüğümde içim gitmedi desem yalan olur.
Coca-Cola deyince aklıma İran’da bol bol içtiğim "Zemzem Kola" geldi aklıma… Eski yazı ya da Farsça bilenler bilir, Zemzem kelimesinin biraz grafik bir anlatımla kendisine logo olarak seçen bu kolaların üzerinde komik bir logo vardır. Latince harflerle okunuşu basbaya "PiPi"dir!
"Ali, bu kadarı da olmaz, artık atıyorsun!" diyenlere "kapak" olması amacıyla aşağıdaki linke tıklamaları şiddetle önerilir:
Pipi kola
Bu Yukarıda Sayılan Bütün Oyunları Bizde Oynadık, En Sevdiğim Oyunda Kaya Dediğimiz Oyundu. Dizerdik Gazoz Kapaklarını Bilmem Kaç Metreden Kaya Denilen Mermeri Sallardık, Bir de Baş Gel dimi Topla Kapakları. Bir Çuval Gazoz Kapağım Vardı, Ama Hepsi Bir Birine Denk Değildi Örneğin Çamlıca 1, O Zamanlar Az Bulunanlardan Efes 2, Şimdi Markasını Hatırlamadığım Siyah Renk Bir Kapak Vardı O da 5′li İdi.
Elvan Gazozu, Benim Hala Kullandığım Bir Sloganı Vardır, “Sudan Ucuz Elvan…” Pahalı Bir Ürün Görürsem Hemen Yapıştırırım, “Vay be Fiyata Bak Sudan Ucuz Elvan…“. Elvan Gazoz Şişesinin de Yeri Ayrıdır Tabi İçine Torpil Koyup Molotof Kokteyli Diye Az Atmadık Oraya Buraya…
Coca Cola ‘ya Gelince Hakkında Yapılmayan Spekülasyon Kalmamıştır,
Ø İsrail’e Yardım Senaryoları,
Ø İçinden Fare Çıkıyor Diyenler,
Ø Yok, Logosunu Tersten Okuduğunda Arapça “Allah Yoktur” yazıyormuş,
Ø En Son ve En Komiği içinde Domuz Yağı Varmış,
ABD’de yaşamaya başlamadan önce, sadece dışarıda yemek yediğim zaman ya da "misafirlikte" kola içen bir insandım. Sanırım ayda 5-6′yı bardağı geçmiyordu. Kola bağımlılarına bakıp bakıp, son derece iradeli bir insan oluşumla "içimden" övünüyordum
Fakat buraya gelince işler değişti. ABD’de evlerdeki musluklara bir de kola çeşmesi ekleseler şaşırmam. Bir kere restoranlarda kolayı bir sefer alıyorsunuz, Türkiye’de hiç görmediğiniz büyüklükte bardaklarla getiriyorlar, sonra da "refill" olduğu için bittikçe dolduruyorlar. 1,5 dolara içebildiğiniz kadar… Alternatifi de tatsız (şekersiz) buzlu çay.
İlk zamanlar direndim, ama buzlu çay beni hiç açmadı. Suyu da çeşmeden getiriyorlar, alışmışım Erikli suya ben
Eh hadi ver bir kola bana da… (Meren’le evliliğin işleri iyice çığrından çıkardığını da eklemezsem ayıp olur
Şimdi düşünüyorum da, annanem, dedelerim, annanemin rahmetli (90 küsürlük) annesi ("karasu" der içerdi)… Herkes severek içiyor(du) bu mereti. Nedir bu, nedendir diye çok kafa yordum ben üzerinde. Gazlı oluşu desen, gazlı bir sürü başka içecek var. Kolayı bu kadar içilesi yapan en güzel reklamları Coca coca’nın yapması mıdır diye tartışmıştık Meren’le, bir sinema öncesi Fanta için yapılan korkunç bir reklamı gördükten sonra. Bilemiyorum hala. Önümüze bir sürü seçenek konulduğunda neden ağzımız sulanarak kola diyoruz? Hem de herhangi bir kola değil, Coca cola diyoruz. Burada insanlar sabah erken saatteki derslere, bünyeye kafein olsun diye kola ile giriyorlar. (Bu arada, miğde delinme vakası duymadım hiç. Öyle bir kaygıları var gibi görünmüyorlar aç karnına kolaları lıkır lıkır içerken.)
Çocukken kolayı buzlukta dondurup kaşıkla yerdik biz. Bir de Meybuz vardı, onun kolalısı da satılırdı. Ayrıca kolaya ekmek banınca da ilginç olurdu yemesi
köpürürdü kola ekmek yüzünden.
Coca cola yine de (yani hayatlarımıza bir sarmaşık gibi kıvrıla kıvrıla girmiş olmasına rağmen), benim gözümde "insafsız küresel kapitalizm, küresel şirketlerin egemenliği, yerel
kültür ve değerlerin Amerikanlaştırılmış, homojen hâle getirilmiş bir
sıradanlığın içinde erimesi"nin en büyük sembolü oluşu sebebiyle, her içişimde tüylerimi diken diken ediyor. Onu ağzıma her koyuşumda büyük bir günah işlemişim gibi hissediyorum.
Yazıyı okuyunca Eskişehir’de yaşamış olan annanemin meyveli gazozlar için "İstanbul Hoşafı" deyişi aklıma geliyor.
Ayrıca depositosuz metal kapaklı litrelik kolaları üst tarafı koni şeklinde altı burgu desenli silindir şeklinde hatırlıyorum. Markaları pepsi miydi coca-cola mıydı emin değilim.
Hatırladığım kan ter içinde sokakta basket oynayıp bakkadan adam başı bu şişelerden birer tane aldığımız ve bakkala "depositosunu alma, burada içeceğiz" dedikten sonra bakkalın yüzünün aldığı şekil.
Bunlara ek olarak yukarıdaki yazının yazarı ile inceleyerek tespit etmişizdir ki; diyet yada layt kolanın içinde kola özütü bulunmuyor. Bu hafif kolalar tamamen kimyasal bir karışım.
yazıyı başka bir tatta yorumları başka bir tatta okudum…uzun zamandır kendi kendime verdiğim sözle kola içmiyorum.ama gördüm ki gerçekten hayatımızda çok fazla hikayesi var…küresel kapitalizm in baş neferi kola bana göre…ben kendi değerleri mi seviyorum…uludağ gazozu bulduğum heryerde içmeye çalışıyorum bu yüzden her bursa gezim bir uludağ gazoz banyosuna dönüşüyor…
son olarak gazoz kapağı ile oynan tüm oyunları bende oynadım hatta boş derslerimizin ve tenefüslerimizin oyunudur yılan.ama bir gerçek daha var gazoz kapağı ile ilğili olan seksenli yıllarda yani benim çocukluğumda tanıştığım atari salonlarında jeton niyetine çok kullanmışlığım vardır kendilerini yalnız önze çok düzgün bir şekilde ezmeniz gerekiyor…
birde babam anlatır onun çocukluğunda gazoz kapağı çivi metal ne varsa kuruyemişçilere kuruyemiş karşılığı toplar satarlarmış…
ya ne mübarek ve ne kullanışlı şeymiş şu gazoz kapağı dimi…
Bu yazıyı okuduktan sonra Almanya’da bir restautantta diyet kola istedim. Coca Cola Zero deneyip denemeyeceğimi sordular. Denedim. Tadı gerçekten normal kolaya çok yakın ve içinde hiç şeker yok. Reklam gibi olacak ama bilginiz olsun istedim.
http://www.cocacolazero.com
Coco-colayı ne kadar günyüzünden atmak istesek atamayız Çünkü bizim için bir eşya olmuştur.
coca colayı ben severim güzel olmuş
ben kolayı severim ama coca cola sağlık sız bir şey diyorlar ama ben inan mıyorum daha hala içiyorum coca cola güzel birşey kimsenin bırakamıyacağı birşe mesela bazı kişilerin bırakamıyacağı şey vardır coca cola da öyle bir içecek
ben eskişehirde oturuyorum ulu önderde güzel bir şey olmuş yani site byby
foradil…
news…
BU MARKANIN YILLARDIR UYUŞTURDUĞU BEYİNLERİN ,UYANIK OLMASI BEKLENEMEZ. SPEKÜLASYON DEDİKLERİNİZİN BİR İKİSİNİ DENEMEYE NE DERSİNİZ.SADECE BURADAKİ POPÜLER MARKA DEĞİL DİĞER COLALARI DA DENEYİN.PASI ÇÖZÜYOR MU , DİŞİ ERİTİYOR MU VS.GÖRÜN Bİ..KARBONDİOKSİT İÇEN BİR İNSANIN BEYNİ NASIL ÇALIŞSIN DA GERÇEKLERİ GÖRSÜN…YAZIK…ÇOK ÜZÜCÜ YAZIK..
RUH VE BEDEN SAĞLIĞI BOZULMUŞ NESİLLERE Mİ ACIMALI..İNSANLARIN ŞUURSUZLUĞUNA MI ACIMALI…GİDEN PARALARA MI ACIMALI….
Bence hepimiz coca cola tadı güzel olduğu ve hoş bir serinlik verdiği için içiliyor. Kapitalizmle bağdaştırmayalım ve çıkan spekulasyonlarında doğruluğu kanıtlanmadı. Bana çok daha açık şekilde coca cola-kapitalzmin ilgisini ve şehir efsanelerinin doğruluğunuki ben inanmıyorum, kanıtlarla anlatabilirmisiniz?
Eskiden hatırladığım Ankara gazozu ve Bostay meyve suyu var.Çan-ka gazozunu ise çocukluğumda çok içmişimdir.Babam Gelibolu’lu olduğundan yazları 3 ay Gelibolu ve Çanakkale’ye giderdik.70 li yıllarda Çanakkale’de Coca Cola ve Pepsi bulunmazdı.Her yerde Çan-ka gazozu ve Çan-ka kola satılırdı.O yıllardan bir anımı hatırlattı şimdi bu yazdıklarım bana:
70 li yıllar ve Gelibolu’dayız.İskele meydanında seyyar bir büfe tost yapıyor ama tost makinası yok.Eski bir ütüyü ocakta kızdırıp sandviçlerin üstüne bastırarak yapardı tostları.İşte Türk insanının kıvrak zekası.!!!
bence coca-colanın zararları çok! ben fazla içmemeye çalışıyorum çok içenlerede kızıyorum açık açık! reklamları insanları cola içmeye özendiriyor. ayrıca cola içildikçe insanın daha çok içesi geliyor. bunun sebebini hiç düşünen oldu mu? başka markalardaki gazlı içeçekleride içmemeye çalışıyorum ama gene de insan içiyor! yani bağımlılık yapıyorrr. hayatımıza bunlar gibi zararlı şeylerin girmesine izin vermeyelim!!!!! (((bence)))
Çok içilirse zararlı olduğuna inanıyorum ama bağımlılık yaptığını düşünmüyorum. Kafein açısından bağımlılık yaptığını düşünüyorsanız Coca-Cola’da çay ve kahvede bulunan kafeinin üçte biri bulunur. 330 ml’lik coca cola kutusunda 33 miligram kafein var ama aynı büyüklükteki bir fincan kahvedeki kafein 112 mg civarı oluyor.
şehir efsanelerinden içinde Kokain olduğunu kastetiyorsanız coca colada gerçekten kokain olsa bu kadar ucuz olmazdı ve çok içenler kafayı bulurdu :=)
i
@Ahmet;
Kokain olduğuna dair iddiaları kastetmemiştim. O iddianın aslında sadece Cola mucidi Dr. Pemberton’ın , morfin bağımlısı olduğu iddia edilmesi ile ilgili olduğunu düşünüyorum.
Hangi iddiaları kastetmiştiniz o zaman
çocukluk diyoruz, geçmiş diyoruz hep aynı ……sahip çıkıyormuyuz!!!!
Ankara gazozu duruyor hala benim yanıbaşımda , sizler yoksunuz arkasında; çünkü coca-cola eşya yanımızda :)))
Adamlar colasını tüm dünyaya kabul ettirdi neden bizde başkentimizin adını duyuramayalım ki dünyaya…..
@ayten
yazıda belirtiğim şu iddialar üzerine de bir şeyler yazılabilir demiştim.
“(Bu Coca-Cola ile ilgili efsaneler ayrı bir yazı olur sanki, dişimizi eritir, tuvaleti temizler, motordaki pasları söker, içine mentos atılmaz, sabetayistir, siyonisttir, anti-islamdır, yahudi sermayesidir, vs, vs)”
Vallahi ben bu makale ve yorumlar için çok borçluyum.Bilmediğim gerçeklerin çoğunu öğrendim.Üstelik 14 yaşında bir profesör kadar bilgim varken.Sağolun üstadlarım!!!
yazık gerçkten çok yazıkk teknolajinin yetrdiği iğreç grüntüler kimsee istediği hayatı yaşamıyoo amaa allahın yaratmış olduğun kulunn canınıda bi tek allah alabilir amerika sizee seslerniyorz HER GECE UYUDUĞUNUZDA VİCDANINIZ SİZİ RAHAT bırakıyo mu?keşke dio musnuzz? bu gençler çocuklar bebekler sizin yüüznden bu durumda ve hepsii biran önce ölmek istyoo buu durumdan kurtulmak içinn sağ kalanlarıı bile ölmek istyoo ELİNİZDEN GELENİ ARDINIZAA KOYMAYINN bu kadr barii acizlerştrmeyin kendinizi bunlar sizin çocuklarınızın başına gelse sizin gençlerinizin sizinn başınızaa gelse ve hergün ölmek için allaha yalvarsanızz vee herkestenn çaresizce yardım beklesenizz nasıl bi durum sizcee nasıll söleyin ne kadr acı demii ne kadr acıı işte bu insanlarda sizin toprak SEVDANIZZ yüzündenn bu insanlar bunu yaşıyoo bir hırs uğruna bunlarıyaşıyoo BİZZ TÜRKLER OLARAK SİZEE ACIYORUZZZ İSTERSENİZ ÇOK ZENGİN OLUN İSTERSENİZZZ EN ZENGİN ÜLKE OLUN AMAA GURUR OLMANII VİCDAN OLMALII VE ŞEREF OLMALII AMA SİZDEE bunların hiç biri yokk BUYÜZDENN SİZEE ACIYORUZZZ……!!!
yas 9 veya bilemedin 10 kurban veya ramazan bayrami olsa gerek benden 4 yas kucuk olan kardesim bahadirla bakkalin onunde yuksek bir kaldirimda oturuyorduk tabii bayram oldugundan gazozlarimizda elimizde idi. ben benim gazozumu kana kana ictim kucuk kardesim kendi gazozunu yavas yavas iciyordu ondan bana bir yudum vermesini istedim ama vermedi bende biraz kizdim daha benim kizginligim gecmeden kocaman bir esek arisi sise elindeyken soktu ari sokar sokmaz benim birader gazozu yere birakmasi bir oldu ve sise kirildi ve o gazozu icemedi ama ne yapsin gazozami yansin arinin ignesinemi hala arada bir muhabbetini ederiz zaman ne cabuk geciyor