Edgar Allan Poe’nun tüm öykülerini severim. Hatta İngilizcesinden okuyamadığım için hiç hayıflanmadım. Çünkü hem Türkçe’de hem de Fransızca’da iki büyük ustanın çevirisi ile okuma şansım oldu
(Fransızca’da Baudelaire, Türkçe’de Tomris Uyar). [1]
“Altın Böcek”, kurgusuyla beni en etkileyen öykülerindendir Poe’nun (Öyküdeki altın böcek bir scarabée – bok böceği‘dir). İşte bu yüzden, olmayacak bir şekilde, hazırladığım ilk ex-libris’e altın böceği yerleştirip, içine de kebikeç yazmışımdır. Kebikeç, kitap cinidir ve kitaplara böceklerin uğramamasını sağlamakla görevlidir. Bir de duası vardır: “Allah, kitapları kara böceklerden korusun. Ya kebikeç esirge bu eseri!". Bu görevinden ötürü de ikinci batıl inancım olmaya hak kazanmıştır. [2] [3]
Gutenberg’den önce, kitapların yayılımı çok yavaştı ve Ortaçağ’da kiliselerin –belki de en olumlu yanları buydu tüm sansür mekanizmasına karşın– temel işlevlerinden biri, genç rahibin eğitiminin bir parçası olarak, eski eserlerin çoğaltılması işlemiydi ki, bu sayede "insanlık tarihinin en büyük yazılı metinlerin bir kısmı kitap kurtlarına ziyafet olmaktan kurtarılmıştır, diğer kısmı ise maalesef ziyafet olmuştur". (Afiyet olsun!)
Her kitabın tek/biricik olduğu bu dönemde, yazıcıların kitabın içine yerleştirdikleri kişisel bazı imlerin ex-libris’in de temelini oluşturduğu iddialardan biridir. Bu iddia; yazıcının kopyasını çıkardığı her kitaba aynı imi koyduğu kabulü ile mantıklı olsa da, ex-libris’in temelinde sahiplenme olgusu yatmaktadır. Ex-libris’in atası, Mısır Kralı III. Amenophis’in papirüslerine taktırdığı seramikten karolar şeklindedir ve üstünde “Firavun Amenophis’in kitaplığına aittir” yazmaktadır. Latince bir kelime olan ex-libris’in anlamı da “…’nın kitaplığına aittir” şeklindedir ve ardına kimin kitaplığına ait olduğu yazılır.
Şimdi kullandığımız şekliyle –kitabın ilk sayfasına yapıştırılmış bir grafik tasarım olarak– ilk ex-libris’in, üzerinde kuşkular olsa da, 1450’li yıllarda Almanya’da yaşamış bir rahip olan Johannes Hans Knabensperg’e ait olduğu kabul görmektedir. Bu ex-libris’in yanısıra 1970’lerin sonlarına doğru İsviçreli piskopos Telamonius (1498) ve Polonyalı piskopos Mathiedrevici Wladislaw’a (1516) ait iki adet ex-libris bulunmuştur.
Bu ilk örneklerden günümüze dek 1.000.000’un üstünde farklı ex-libris yapıldığı düşünülmektedir ve işte bu nedenle de ex-librisler günümüzde önemli koleksiyonculuk nesnelerindendirler. Koleksiyonculuğun bir başka nedeni ise, exlibrisleri yapanlar arasında çok ünlü sanatçıların bulunması (Dürer, Cranach, Hogarth, Boucher, Beardsley, Klee, Giacometti, Picasso, Dali, vb.), kullananlar arasında ise her meslekten ünlü kişilerin yer almasıdır (William Penn, Lavoisier, Dickens, Bismarck, Conan Doyle, Gloria Swanson, Mussolini, Charlie Chaplin, Queen Elizabeth II, De Gaulle, vb.).
Sonuç olarak; geçen yazımıza gelen yorumlardan anladığımız kadarıyla çevremiz; kütüphanelerimizi bizim kadar hatta bizden daha çok seven ve aldıkları kitapları getirmeye kıyamayan potansiyel, gizli ya da tekaüt bibliokleptomanlarla dolu. Hâl böyle olunca da ister istemez, kitaplarımızı korumanın yollarını arıyoruz. Ex-libris kullanmak bunun etkili yollarından biridir, ancak kitaplarımızı korumanın en iyi yolu –tecrübeyle sabittir– evimize gelenleri kitaplığımızdan uzak tutmak olacaktır.
[1] Poe Türkçe’de daha çok Annabel Lee ile tanınır, maalesef.
[2] İlki yanan bir mumu sigara yakmak için kullanmamaktır. İnanılır ki, sigarayı her yakışta bir denizci ölür!
[3] Kebikeç’in mektupların gideceği yere ulaşmasında da rol oynadığı söylentiler arasındadır.






