Hani sıcak yaz günlerinde, es kaza ortalıkta bırakmış olduğunuz elma koçanlarına üşüşen minik sinekler vardır. Karasinek kadar mide bulandırıcı değillerdir, vızıldamazlar, ama yine de sinektirler, ve biz insanlar sineklerden hoşlanmayız. Oysa ki, hayat ne garip; biyoloji, keşfettiği binlerce geni; tıp, biyolojinin keşfettiği genlerden yola çıkarak pek çok hastalığı tanımlamış ve o hastalıkların kimilerine çareler bulmuş olmayı, bizler de o çareler ile iyileştirilmiş olmayı aslında bu küçük ve yer yer “iğrenç” hayvana borçluyuzdur da bilmeyiz.

Karizmatik tür ismi ile anacak olursak Drosophila melanogaster, biyolojik bilimlerin “model” olarak kullandığı, yani üzerinde çeşitli deneyler yapıp yeni şeyler bulduğu popüler hayvanlardan biri. Model organizmaların en bilineni, karikatürlere bile konu olanı elbette fare. Fakat meyve sineğinin, fare ve biz insanlar dahil neredeyse başka hiçbir canlının sahip olmadığı ve bu yazının asıl konusunu oluşturan çok ilginç bir özelliği var. Drosophila ile çalışan bilim insanları, biyoloji aleminin kurtarılmış ve eğlenceli bir mahallesinde ikamet ederler. Bu mahallede yeni bir gen keşfeden herkes, o gene komik, acayip, ilginç, vs… isimler verme özgürlüğüne sahiptir. Yani Drosophila terminolojisinin bir “racon”u ve bunun beraberinde getirdiği bir “kendine has”lığı vardır. Bu yüzden çok ciddi bilimsel bir toplantıda, laboratuvarındaki ekibin son bulgularından bahseden şık giyimli bir hanımefendinin Türkçe çevirisi şöyle duyulabilecek acayip bir cümle kurduğuna şahit olabilirsiniz:
“Kalbikırık geninin mutasyona uğraması sonucu Van Gogh ve İsviçre peyniri genlerinin mRNA üretiminin düştüğünü gördük.”* Oysa ki farelerle çalışanlar, ya da insanların genleri ile ilgili bulgular sunanlar, “Bu şemada, BCL2L geninin ürünlerinin, PKD1 ve DYN ile etkileşimini görüyoruz.”* cümlesinde olduğu gibi asteroid, ya da robot isimlerine benzeyen gen isimleriyle dolu, akılda kalması zor ve sıkıcı cümleler kurarlar. Her iki koşulda da, cümlede kastedileni anlamak konsantrasyon gerektirir ama en azından birinci sunumun yapıldığı salonda uyuyanların sayısının, ikinci salonda uyuyanların sayısından az olma ihtimali yüksektir.
Drosophila biz insanlar için önemlidir çünkü, insan embriyosunun gelişiminde çok önemli rolü olan genlerin bir kısmı ilk kez Drosophila’da keşfedilmiştir. Evet, doğru anladınız, meyve sineğiyle ortak pek çok gene sahibiz. Drosophila’nın laboratuvar ortamında tercih edilen bir hayvan olmasının küçük, kolay üreyen, masrafsız bir canlı olması gibi pek çok sebepleri vardır. (4 fare besleyebileceğiniz bir alanda yüzlerce meyve sineği bulundurabilirsiniz. Üstelik üzerinde deney yaparken duygusal bir ağırlık ve suçluluk duyma olasılığınız daha azdır.)
Aşağıda yakışıklı pozlarını gördüğünüz Drosophila’nın genlerinden hazırlamış olduğum seçkiye geçmeden önce değinmemiz gereken bir iki ufak nokta daha var. (Bu arada, hangimizin elektron mikroskobu ile çekilmiş böyle afilli fotoğrafları var, sorarım size.) Bilim insanları belli bir genin işlevine yönelik araştırmalar yaparken çeşitli yöntemler izlerler. Bu yöntemlerden biri, o geni mutasyona uğratarak işlemez hale getirip canlıda bunun sonuçlarının neler olacağına bakmaktır. Örneğin, “X geni” mutasyona uğramış bir sinek gelişimini tamamladığında, kanatlarının yok denecek kadar küçük olması, o genin kanat oluşumunda önemli bir rolü olduğunu gösterir. Nitekim böyle bir gene “wingless” yani “kanatsız” ismi verilmiştir. Yani model bir organizmada, belli bir geni ortadan kaldırarak onun aslında ne işe yaradığını bulabilir ve o geni bu işleve göre isimlendirebiliriz.



Bu bilgilerin ışığında işte size bilim dünyasının göründüğü kadar sıkıcı olmadığına kanıt teşkil ettiğine inandığım küçük bir liste:
1) brokenheart – kalbikırık: Bu genin mutasyonu kalp yetmezliğiyle sonuçlanıyor.
2) van gogh: Mutant sineklerin kılları Van Gogh’un fırça darbelerine benzeyen bir şekle sahip oluyor.
3) ken and barbie – Ken ve Barbie: Hem dişi hem erkek mutant sineklerin dış genital organları -aynı zavallı Ken ve Barbie gibi- yok.
4) cheap date – ucuz flört: cheap date geni mutasyona uğramış olan meyve sineklerinin alkole fazla duyarlı olduğu görülmüş. Akşam yemeğine çıkardığınız hanımefendinin bir bardak şarapla sarhoş olup size fazla para harcatmaması şeklinde bir örnek verirsem herhalde yeterli olur.

5) sevenless - “yedi”siz: Meyve sineğinin gözü, ommatid adı verilen binlerce küçük gözden oluşur. Her ommatidde 8 tane almaç (receptor) hücre bulunur ve bu almaçlar R1, R2, R3… diye adlandırılır. sevenless geni, R7′nin gelişimi için gerekli olan gendir.
bride of sevenless (BOSS) – yedisizin gelini: Bu genin Kill Bill’i anımsatan bu isme sahip olmasının nedeni, yukarıda bahsettiğim sevenless geninin etkin hale gelebilmesi için “gelinine” ihtiyaç duymasıdır.

6) amontillado: Mutant larva yumurtadan çıkamıyor, yani yumurtada hapis kalıyor. Bu isim, Edgar Allan Poe’nun ünlü öyküsü The Cask of Amontillado (Amontillado’nun fıçısı) öyküsünden geliyor. Öykünün kahramanı, öç almak istediği arkadaşını Amontillado şarabı ile sarhoş eder ve onu mahzende bir duvar örerek küçücük bir bölmeye canlı canlı hapseder.

7) thor: Yıldırım ve savaş tanrısı Thor, dev çekici Mjölnir’le İskandinavları korurdu. Günümüzde thor geni, vücudun direnç mekanizmalarında görev alarak meyve sineklerini hastalıklara karşı koruyor.
8) mothers against decapentaplegic - decapentaplegic karşıtı anneler: Bu gendeki mutasyon, decapentaplegic aktiviteyi basklıyor. İsim pek çok şeye karşı olan (baskıcı) Amerikan annelerine bir gönderme.
Drosophila için örnekler saymakla bitecek gibi değil. Son olarak, her ne kadar acayip isimli genlerin tartışmasız kraliçesi Drosophila olsa da, başka organizmalardan iki örneğe de yer vermeden geçemeyeceğim:
1) werewolf – kurtadam (bitki – Arabidopsis thaliana): Bu gene sahip olan Arabidopsis bitkilerinin köklerinde anormal bir saçaklılık gözleniyor.
2) pokemon (insan): Açılımı “POK Erythroid Myeloid Ontogenic factor”. Bu gen için en başta önerilen isim “Zinc finger- and BTB domain-containing protein 7” imiş.
Yaratıcı değil mi?
——————————————————
*Bu örnek cümlelerde verilmiş tüm gen isimleri gerçektir. Sadece cümleler, dolayısıyla cümlelerde iddia edilen etkileşimler uydurmadır.







İnsan beyninin ilginç yapısı belki yüzlerce katmanın altındaki makinenin etkilerini çok çabuk farkedebilmekte. John Lasseter’a (pixar) göre üç boyutlu nesneler eğer uzayda dururlarsa (yani konumlarını veya şekillerini değiştirmezlerse) bir sebepten dolayı anında ölüyorlar. Matematiksel hesapların sonuçları olan hareketlerdeki ya da resimlerdeki kesinlik, insanların ilk bakışta çözümleyemedikleri ama birşeylerin yapay olduğunu hissettikleri bir ruh haline girmelerine sebep oluyor. Yapaylığı sezen insan filmin özü olan inanılırlığını da böylece yokediyor. Bu yapaylık çok küçük detaylarda kendini hissettirebiliyor. Örneğin hareket eden bir nesnenin hatasız bir şekilde her karede aynı yolu alması, ya da hesaplanmış aralıklarla yavaşlaması, hızlanması, iki farklı objenin tam olarak aynı anda hareket etmesi ya da durması insanın inancını kaybetmesi için yeterli.