Kırmızı paraşütlü kedi!

Ali Işıngör tarafından Kültür, Bilim, Tarih, Doğa ile işaretlenerek gönderildi (16 November 2005)

 biz-de-mi-parasut-bulsak-ne.jpg
"Neden" yazısı sonrası, sevgili A. Murat Eren ile sitenin yorum bölümünde aramızda geçen muhabbet, bana İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin (RAF) tarihindeki en büyük hava indirme harekâtını anımsattı.

Hemen anlatayım. Ama önce filmi biraz geri sarıp, 1940′ların sonuna dönmemiz gerekiyor…

O yıllarda, Borneo Adası’nda yaşayan Dayak kabilesi, sıtma salgınından muzdaripdir. Sıtmaya neden olan sineğin ne olduğunu sanırım artık herkes biliyordur, ama işin biraz daha ayrıntısına girmek gerekirse, Anofel türü sineklerin tükrük bezlerindeki Plasmodium adlı prootozan parazitten geçer bu hastalık.

Dünya Sağlık Örgütü, çözüm olarak Borneo ormanlarının üzerine DDT sıkmayı teklif eder! Amaç, ormandaki sinekleri yok ederek bu hastalıktan kurtulmaktır. Açıkçası, koşullar da buna uygundur. İkinci Dünya Savaşı henüz yeni bitmiştir ve bölgede İngiliz ve Hava Kuvvetleri’nin elinde artık işe yaramayan yüzlerce bombardıman uçağı ve askerlerini bitten korumak için üretilen on binlerce ton DDTkalmıştır.

Öneri, başlangıçta işe yaramışa benzemektedir… Borneo Adası’ndaki sıtma kökenli ölümler durmuştur. Öyle ki, 1948 yılında tıp alanındaki Nobel ödülü, DDT’nin böcekleri imhasında kullanılmasını öneren Paul Hermann Müller‘e verilir!

Bir süre sonra DDT’nin yan etkileri görülmeye başlar. İlk olarak, Dayak kabilesinin yaşadığı çamurdan evlerin çatısını örtmekte kullandığı saz kamışlar yok olur. Anofellerin yok edilmesi, bu sazları yiyen tırtılların popülasyonun hızla artmasına yol açmıştı, çünkü bu tırtılları yiyen yaban arıları da ilaçlama yüzünden ölmüştü!

Neyse, İngiliz Ordusu hemen sazdan çatıların üstünü, yerli halka sac paneller dağıtarak kapatılmasını sağlar. Sorun çözülmüş gibidir. Ta ki, tropik yağmurların başladığı güne kadar… Sac levhalara vuran yağmurun gürültüsü o kadar fazladır ki, yerliler artık kulübelerinde uyumayı başaramazlar!

Baş ağrısı ve uykusuzluk mu? Bu, DDT’nin değil ama İngiliz Ordusu’nun yerlilere dağıttığı sac panellerin "yan etkisi" olabilir ancak… DDT’nin yan etkileri çok daha korkunçtur! DDT’den zehirlenerek ölen milyarlarca böcek kertenkeleler tarafından afiyetle yenir. Hayatlarında görmedikleri kadar böceği yemekten ağırlaşan kertenkelelerse sıçanlar için muhteşem bir ziyafet olur. Semirmiş sıçanlar ise kedilerin yemek mönüsündeki baş yerini alır…

Sonuç mu? Zehirli böcekleri yedikçe semiren, semirdikçe de üremesi hızlanan sıçanlar adayı istila ettiler! Sıçanlara kıyasla çok daha zayıf bir bağışıklık sistemine sahip olan kedilerse öteki dünyaya gitmişti bile… Sıçanların artması, Dayak kabilesi yerlilerinin sıtma oldukları zamandan çok daha hızlı ölmelerine neden oldu. Artık ortalıkta yiyecek böcek kalmadığı için en kolay hedef olan ekinleri talan eden sıçanlar, yerlileri açlığın ve tifo gibi sayısız bulaşıcı hastalığın şevkatli kollarına itmiştir…

 Tabloya gel tabloya

Tek bulunan çözüm, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin bugün hatırlamak bile istemeyeceği türden bir "hava indirme harekâtı"dır. "Operation Cat Drop" adı verilen bu harekât ile Borneo ormanlarına 14.000 kedi paraşütle atılır!

Normandiya çıkartmasına katılan İngiliz paraşütçüsü sayısı 8.000 kişiden biraz fazlaydı, "Operation Cat Drop"ta ise paraşütle adanın üzerine bırakılan 14.000 kedi, Borneo’yu özgürlüğüne kavuşturacaktı…

 

Not: Ünlü İtalyan komedyen Beppe Grillo’dan geçmişte bahsetmiştim. Aslında bildiğim bu hikâyeyi, tam da bu muhabbet üzerine yazıp, anımsamama neden olmuştur kendileri…

'Kırmızı paraşütlü kedi!' yazısına Bir cevap var

RSS ile yorumları takip edebilirsiniz.

  1. A. Murat Eren, 16 November 2005 tarihinde saat tam 22:48 iken şöyle buyurmuş:

    Zaman zaman yüksek sesle gülmeme engel olamadan okudum yazınızı efendim (her ne kadar üzücü de olsa). Müthiş bir hikaye..

    Muhtemelen sizin de bildiğiniz gibi ekosistemlerin çanına ot tıkamak konusunda İngiliz’lerin başka sabıkaları da var..

    Örneğin 19. yüzyılın ortalarında Avusturalya kıtasının müthiş bir sayfiye mekânı olacağını düşünen İngiliz asilzadelerinin bir kısmı buraya akın etmiş, av partilerinde peşinden koşturacak hayvan sıkıntısı çekince de zekâ dolu bir hamle ile kıtaya tavşan getirmişlerdi (yanlış hatırlamıyorsam 24 tane idi getirilen tavşanlar).. Üreme konusundaki kararlılığı çeşitli fıkralara da konu olmuş olan tavşan hayvanı, azmederek kısa sürede tavşan avlamanın zorluklarını tamamen ortadan kaldırmıştı; çünkü doğal bir tehdit altında olmayan ve kendini -çok afedersiniz- sevişmeye veren tavşan bireylerin sayısı bir kaç 10 yıl içerisinde 500 milyon‘a ulaşmıştı..

    Sonra ne oldu peki? Bu kadar tavşan bir anda küçükbaş hayvancılığın belini kıracak kadar az yeşil alan bıraktı ortada, erozyon gibi başka sorunlar da ortaya çıktı. Ve korkunç bir tavşan katliamı start aldı, traditional metodlar yetmeyince de Brezilya’dan getirilen myxoma adında bir virus ile tavşan popülasyonun %99‘undan fazlası yok edildi..

    'A. Murat Eren' kişisinin yaptığı diğer yorumlar (146 taneler).

Bir yorum bırakın, görüşlerinizi herkes öğrensin