
Fikri mülkiyet savaşlarında cephelerden birini de “ilaçlar” cephesi oluşturuyor. Yazılım ve bitkiler için olduğu gibi, ilaçlar için de kıran kırana bir patent çıkarma, “veri ayrıcalığı” kapma savaşı sürüyor. (Okumaya Devam Et)
1970 Ağustosunda beş kişiden oluşan bir hippi çizer grubu, eski bir itfaiye binasını kiraladılar. Bir film seti deposu olarak kullanılan bina dünyanın en güçlü şirketlerinden birini sarsacak olan hareketin merkezi olacaktı bir süreliğine. Binayı kiralayan Dan O’Neill, ünlü gazetelerden tüm politik ve sosyal kurumları ve liderleri eleştiren “Odd Bodkins” isimli çizgi seri ile adını duyurmuş bir çizerdi. Hiciv seviyesini çoğu zaman fazla kaçırdığı için birçok gazeteden kovulmuş, yine aynı sebepten birçok gazetenin aranan adamı olmuştu. Bu sefer tam da asla pes etmeyen direnişçi kimliğine yakışır bir düşmanla savaşacaktı: Amerikan Rüyası; Disney ile. (Okumaya Devam Et)
1885 yılında başlayan ve başta beyhude görünen çabaların 1928 yılında ilk transatlantik sinyalin taşınması ile meyvelerini vermeye başladığı, son 40 yılda popüler kültür ile paralel bir yükselme trendi yakalayan, ısrarla ve her şeye rağmen bu trendi bırakmamakta da kararlı görünen elektronik bir cihazdır televizyon. İnsanlar, bu müthiş cihazın kullanım amacı ile ilgili başlarda pek net fikirlere sahip olmasa da televizyon kendi duruşunu kısa sürede ortaya koymuş ve ne şekilde kullanılacağına bir nevi kendi kendisi karar vermiş gibi görünmektedir -en azından kimse televizyonda şu anda gördüklerinin beklenen şeyler olduğunu iddia edemez herhalde.Bazı kaynaklar televizyonun insan ırkının akıllıları ile aptallarının birbirinden ayrıştırılması için kullanılabilecek güçlü bir solvent olduğunu söylemektedir. Yine benzeri kaynaklarda, formülizasyonda kolaylık sağlaması açısından boyutu itibarı ile her televizyonun “bir S metreküp” olarak tanımlandığından bahsedildiği de görülmemiş şey değildir (S: yapılabilecek en büyük salaklıkları, mümkün olan en geniş kitleye, olabilecek en hızlı şekilde ulaştırmak için gereken minimum hacim. Çok kesirli bir sayıdır.) (Okumaya Devam Et)
Hatır gönül işlerinde değeri 40 yılla başlayan bir fincan kahve, milyonlarca tiryakisinin gönlünde taht kurmuş bir iksir. İçerdiği kafein ile kullanım sıklığı açısından nikotin ve alkolü geride bırakan dünyanın en eski uyarıcı maddesi. (Okumaya Devam Et)
İkinci bölüm – Pygmalion Atölyesi: Japon Bebekleri
Evvel zaman içinde Pygmalion adında Kıbrıs’lı bir kral vardı. Aynı zamanda çok yetenekli bir heykeltraş olan bu kral, kadınlar tarafından öyle çok hayal kırıklığına uğratılmıştı ki, onlardan uzak durmaya ve hiç evlenmemeye karar verdi. Kral Pygmalion birgün, fildişinden bir kadın heykeli yaptı ve ona aşık oldu. Bu heykel, yaşayan hiçbir kadının güzelliğiyle kıyaslanamayacak kadar göz alıcı bir güzelliğe sahipti. Kral kimi zaman kendisine onun sadece bir heykel olduğunu, cansız olduğunu hatırlatmak zorunda kalıyordu. Zaman içinde heykele güzel takılar, değerli taşlar vermeye, ona güzel kıyafetler giydirmeye başladı. Gece onu yumuşak yataklara yatırıp rahat ettirdi. Kral heykele öyle aşıktı ki tanrılara bu heykeli canlandırmaları için yalvardı. Onun bu yakarışlarını gören Afrodit, biraz da heykel kendisine benzediği için narsist duyguları okşandığından, onu canlandırmaya karar verdi. Böylece Kral Pygmalion hayallerinin kadınına kavuştu. Evlenip sonsuza dek mutlu yaşadılar. (Okumaya Devam Et)

Hikâye bu ya, James Joyce ile karısı Nora Barnacle arasında bir konuşma geçer. Konuşma epey kısa: (Okumaya Devam Et)

Yılbaşı yaklaşıyor. Ben yılbaşının sihrine inanlardanım. Belki bu yılbaşı hep hayal ettiğim hediyeye kavuşurum. (Okumaya Devam Et)

"Neden" yazısı sonrası, sevgili A. Murat Eren ile sitenin yorum bölümünde aramızda geçen muhabbet, bana İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin (RAF) tarihindeki en büyük hava indirme harekâtını anımsattı. (Okumaya Devam Et)
